18 Mart 2008

gergef

‘’gece şamdanları ve ifrit gaz kokusu
biraz oksijene muhtaç bırakıyor
beni ve her damla gözyaşında ameliê
kurutmakta bir başka okyanusu.
‘ben yunusları severim, ya sen?’
diye bir rüyadan hortlayıp gelmeli
ben o kurutulan okyanuslarda boğdum
oğlum yunusu.

oğlum yunus:
hep bir parça mavi bırakır her kadında, hep
tensel bir izdüşümden ibaret o etler, çürüyecek!
gece biter, kemik kalır.bir son türküye muhtaç
ve bir son ezginin bilekleri morarana dek
aç!..

her gezegene bir şiir fırlatıp
‘günaydın bayım, bu sabah ne kadar yalnızsınız
bu sabah ne kadar yalnız, kadınsızsınız
kabalığımı ve kalabalığımı mazur görün, ben babamın oğluyum’
diyebilecek.
benim oğlum var ya
benim oğlum büyümeyecek

annesi olmadığını sorun etmez bir erkek bebek
çünkü şöyle söylüyordu bir şâir:
‘her sevgilisinde annesini arar erkek’

o da bana hiç sormayacak
‘benim annem bir melek miydi baba?’ diye
çünkü her otuz bir çekişinde
annesinin bir orospu olduğunu anımsayacak.

gece şamdanları ve ifrit gaz kokusu
burnumun direklerinde sallanan beynelminel yalnızlığım ve
iki baba iki oğul
üç kişi
ölüyoruz...‘’u,

unutmamak için yazdım
oğlum yunusu.

salyangoz_adam

11 Mart 2008

Ben büyümüşüm. Niye haber vermiyorsunuz?

2007 Haziran'ı,ortalık kavruluyor resmen, Konya’dan bindim otobüs'e Şam’a doğru upuzun bir yol var önümde, tahminimce 15 saat civarı bir şey sürmeli. Ama çok daha uzun sürebilir, ne de olsa son gelişim 22 saatimi almıştı nerdeyse. Bir kazadan dolayı yol kapanmıştı, biz de uzun süre olduğumuz yerde kalmıştık. Neyse otobüs hareket etti Konya'ya elveda deme zamanı, 3 yıldır yaşadığım şehirle vedalaşma zamanıydı. Ne zaman dönerdim bir daha bilinmezdi buraya ne de olsa bitmiş sayılırdı artık lise ve göründüğü kadarıyla işim kalmamıştı burada. Aileme kavuşacak olmanın sevinci, Konya’dan, arkadaşlarımdan ayrılacak olmanın hüznüyle çıkmıştım yola. Sıcak hava dışında her şey gayet güzeldi ve tahmin ettiğim gibi bir sorun çıkmamış, yol yaklaşık 16 saat falan sürmüştü. Konya'da ortalık sıcaktan kavruluyor demiştim ama Şam çok daha felaketti.
Evime ulaştım sonunda,akrabalar falan tek tek hasret giderdim. Oturdum evin bir köşesinde soluklandım biraz, özlemişim ya memleketimi, özlemişim ya şehrimi hiç bu kadar uzun süreli ayrı kalmamıştım. Babam bir İslam profesörüdür. Çok sağlam bir eğitim ve mükemmel bir hayat gösterdi bize. Annem'de öyle. Yıllardır ayakta namaz kılmasına, alıştığım babam bu kez oturarak namaz kılıyordu. ‘’Ne oluyor ya?’’ dedim kendi kendime. Neden babam ayakta değil de oturarak namaz kılıyor. Şaşırmıştım, donup kalmıştım bir an aklım başımdan uçup gitmişti. Dalgınlık içerisinde elimi yüzüme götürmüşüm, sakallarımın avucuma batmasıyla kısa bir ‘’ah’’ çektim ve düşüncelerden kurtuldum bir anda, evet bir şeyler değişmişti bu hayatta sakalların batmasıyla avucumda duyduğum acı fark ettirdi bunu.
Babam yaşlanmıştı, ihtiyarlamıştı ben ise büyümüştüm. Artık insanlar bana çocuk gözüyle bakmayacaklardı, hatta bakmıyorlardı belki ama ben bunu henüz fark edememiştim. Ben büyümüştüm ve bundan sonra bu şekilde davranmalıydım, ama kimse haber vermemişti bana benim büyüdüğümü, bunu öğrenmem için sadece sakallarım yanımda olmuşlardı.

2 Şubat 2008

ortadoğu düşü

gökyüzünü aşındıran pirenevalelerle bir başka ruha bürünen ay
bir başka evrene tapacağı güne kadar güneşe tutsaktır, o halde
galaksiler arası bir diplomat olan beni benden ayrı yapan şey
bir gülün kendi dikenine duyduğu nefret kadar çirkin
ve bir o kadar elzem
ve kavuştaktır.

ve havvaya elma tadı veren tanrı,
ve ruhyüreklere freud olan sanrı
uykusunu bölerken gecenin o hep
ve hiç parlamayan yıldızların kaydığı
bir kaydıraktan ibaret düş
her düşüşte bir başka sürtünüş..

e aşk bu, iri kıyarsın kimi zaman bu çoğu zaman
nefretin ipini gerersin ve gergefi gece olan
hiç bir periyi ben öldürmedim, kıyamam.

içeride birine yazıp çıkacağım
toprak henüz hazır değil beni beslemeye
ben ölmedim ve doğmadım
geometri derslerinden kaçmıştım oysa, fakat
bir ışının, yani başı olan sonu olmayanın
dünyaya uğramasıydı aşk
uğratanın aaamına koyayım!