30 Aralık 2010

bu yıla sen i bırakıyorum en çok, ne aldıysam hepsini, sen i, senden lerimi, sana larımı, benden lerimi... hepsini.

bu aralık, gitsin de bir daha gelmesin diye, yastık arasına sıkışmış tokalarını bile kaldırdım kışa...

19 Aralık 2010

sarı sabah ya da sabah sarısı üzerine söz


bazen hiç konuşmadan durduğu olurdu
bir yerlere sanki yıllardır
durmadan
bıkmadan bakabilirmiş gibi

bir fotoğrafa müzik olsa
'iman gücü'
diye çevirirdi
o
şarkıyı.


salyangoz adam abbhud
ankara2010/kader sokak

7 Aralık 2010

Erkeğin kadına yaptıklarının,kadınlar arasında tartışılmasına kodu-dedi denir.

6 Aralık 2010

Üzüntülerinin boyutu, hayallerinin genişliği kadar.
Sürekli kendimle kavga ediyorum ve özür dileyen taraf hep ben oluyorum, öyle de alttan alan biriyim.

5 Aralık 2010

Yapmadığım için ileride pişman olacağımı düşündüğüm şeyleri yaptığım için bugünden pişmanlık duymamın paradoksuyla geçiyor günlerim.

4 Aralık 2010

- ''ne işler çeviriyorsun? açık konuşsana!'' dedi.
- ''kontörüm yok'' dedim.

//Abbhud

1 Aralık 2010

sabah oldu göz bebeklerim..

İsyankar bir asilik bana bunu mu yakıştırdın? 
Evet onlar kırdıkça beni defalarca yapıştırdım. 
Kuruttuğum güllerimi ajandama sıkıştırdım 
Ben bütün anılarımı şarkılarıma karıştırdım 
Söyle!! Ya sen nelerden vazgeçtin günahlarını biliyorum. 
Ben aynı yükle kaplumbağayım sırtımda yük taşıyorum 
Basküllerin korktuğuyla bak yokuşlar aşıyorum 
Her parçamı darbelerle etrafıma saçıyorum 
Batan gemiler de çıkmak istemişti günyüzüne 
Evvelden inananlar yanıldı takıldıkça peşine 
Melek uğraştığından olur ya şeytanların işi ne? 
Hey lanet herif tükürsünler kokan leşine! 
Kefalet hakkı vermiyor hayat yaşanacaktır pek tabi 
Belki anlık hakkım olsa şaşırtırdım sahibi 
Ehlibeyt'e selametle ben de takibindeyim 
Kerametle açıl sabah oldu göz bebeklerim..

biraz BENİMsin..

Sen hergün çok güzelsin gözlerinde gözüm var... 
Benim birkaç sözüm var bilirsin en iyisini sen.
Kurak çölüme serap gibisin,
Biraz benimsin diğer yanın melekten senin.
Sen perimsin...
 

19 Eylül 2010

‎3 üncü korner 1 penaltı ,
3 üncü yanlış bir doğruyu götürür ,
Issız bir ada ve akla gelen 3 üncü şey ,
Neydi diyoruz bu 3 ün esrarı ,
neydi ... ?
...ve
en nihayetinde
aşk/ı da bokluyoruz
3 üncü tekil kişilerle ... !
________

//Abbhud.

18 Eylül 2010

Şeytanın tükürdüğü kanlı bir kaldırımda, sırt sırta vermiş gözleri açık oturan iki ölüydük biz .. Herkes ağlıyordu bize .. Bizse o halde bile seviniyorduk birlikteliğimize .. //Abbhud.

17 Eylül 2010

Cenaze evinde gülmek gibiydi seni bir başkasıyla görmek . Böyle abes , böylesine titrek davranmamıştı hiç kalbim !  //Abbhud.

16 Eylül 2010

Bir Hıçkırıktı Bu..

Beni sen doğurdun, tersinden... Beni sen sardın kan kokulu yalnızlıklara, mışıl mışıl uyumam gerekirken, hışır hışır çekiyorum burnumu, geceler gözyaşı dolu. Bir yalnızlık ki bu, göğsümden fışkırıp akıyor upuzun ırmaklar gibi, 243 km. boyu..

15 Eylül 2010

izmaritime basıyorsun BABA!

11 Eylül 2010

Peruk gibi hüzünlü olmayı denedim yıllar önce. Velakin peruk gibi sahte olmaktan korktum. //Abbhud.

4 Eylül 2010

Dünyayla aynı renksin azizim ! Farkın yok onlardan . Elindebir roman ve bir kaç tane müsvetteyle ne yazar durursun. Madem bir hikayen var ; öyleyse anlat insanlara . Konuşmadan olmadan azizim . Dünya, hayvan değil ki uzaktan bakarak sevesin.

29 Ağustos 2010

10 bin 100 baloncuk (Ağlama palyaço)

Yalnızlığımı düğümlüyorum şimdi ayağıma.. Çözülmemecesine bağlıyorum.. Sıkıyorum..
Ayaklarım acıyor. Yüreğime benzetiyorum sonra.. Sıktıkça acıyor!
Birbirine dolaşıyor ayaklarım. Düşe kalka yürümeye çalışıyorum.Olmuyor!
Düşüyorum da, düştüğüm yerden kalkamıyorum aslında.. Gittikçe batıyorum..Canım acıyor..
Ayaklarım dolanıyor..Yüreğim susuyor..
Biliyorum.. Hoşuna gidiyor canımı acıtmak.
Biliyorum.. Büyük haz duyuyorsun.
Biliyorum.. Sen duygusuzsun!
Görmüyorum! Duymuyorum! Lanet olasıca.. YOKSUN!!
İsyan etmek istemiyorum artık. Ben böylede yaşayabilirim aslında. Neden olmasınki?!.. Diye düşünüyorum ama..Sadece düşünmekle yetiniyorum aslında...
Biliyorum.. Yaşamalıyım herşeye inat.
Biliyorum.. Hayat ben varsam var.
Kukla gibi oynatıyo beni hayat. Sürükleniyorum ordan oraya.. Dolanıyorum etrafında. Farkında bile değilsin! Umrunda değilmişim oysa.. Diyorumki artık; sende umrumda değilsin aslında...
Oynatıyorlar beni!! Karşı gelemiyorum oyunlara!
Yoruldum artık... Bitsin savaşlar.. BİT artık!! Lanet olasıca...
Ters düz olmuşum umrunuzda değil. Beni bilen bilir zaten. Dert etmiyorum kendime beni anlamamanızı..
Ben kendime yeterim. Ben, kendim için varım zaten..
Oysaki düşüncelerim farklıydı benim.. Ne kadar değişiyormuş insan.. Yaş ilerledikçe düşüncelerde değişiyormuş.. Büyüdükçe anlıyor insan..
Böylesi en güzeli belkide..Ters düz yaşıyorum hayatı...Kaybettiğim zamanı...
Ağlıyorum.. Eskiden senin için ağlamış olmama
Ağlıyorum.. Hiçbir şeyi haketmediğin halde, sana değer vermeme
Ağlıyorum.. Hayatımı yaşamak varken, sessizliğe çekilmeme....
Hiçbirşey için değmezmiş oysaki.. Ağlarken anlıyorum. Sen değmezsin..Yaşlarım değmez..
Hayatımı senin yüzünden zehir etmeme değmez.. Artık eski ben'le karşı karşıyasın.
Üzülsemmi, sevinsemmi bilemiyorum.. Ama bence en mantıklısı bu...
Ellerimle tutuyorum artık hayatı...
Yakalamaya çalışıyorum, zindan ettiğim zamanı..
Artık herşey farklı olucak.. Eski ben'le karşı karşıyasın..
İster ağla, ister sevin; Sana inat yaşayacağım bu hayatı.....

Ne sanıyosun sen hayatı pembe bir elbise mi ?
Bıkmadın mı etrafa
Pembe gözlüklerle bakmaktan
Ya da polyannacılık oynamaktan?
Geçmiyor işte acılar
Kaç kez anlatıcam sana?
Bu işler internet bağlantısına benzer.
Bir koparsa kalırsın ortada !
Ne o küçük hanım niçin bu yaşlar?


Ağlama palyaço makyajın akar...

#Abbhud Ozbay.

25 Ağustos 2010

Jiletli Köyün İntihar Palyaçosu

Rulo yapılmış bir gazete ile tuvalet eğitimi almamış kadınlar girdi hep hayatıma. Şans işte! Ya kalbime sıçtılar ya da ağzıma..

Sanatçı katildir. Bazı şarkılar sırf intihara eşlik etmesi için söylenir, bazı şiirler kesici alet olarak yazılır, bazı resimler doğaçlama ölüm senaryoları üretebilmek için mükemmel bir tetikleyicidir. Tek bacaklı korsanların hayallerinin peşinden koşması kadar yorucudur yaşamaya çalışmak. Yapılan onca faulü görürken tanrı, mağlubiyet süzülür semalarımızda. Ve pike yapar hayal ettiklerimizin tam ortasına. Kim öldü? Kim sağ? Belli değil. Toz bulutu gitsin bir, bir kan serpip ortalığa tozu bastıralım, öğreneceğiz... Akşam ezanından sonra eve gittiğim zaman tokat atarken annem bana, “Üstün başın yine aşk” dedi. “Hayır” dedim. “Ayrılıkla evcilik oynadık biraz, pisini gösterdi, korktum, kan kustum!”

Kaçtım evden. Kaçtım çocukluğuma. Kaçmak heyecan vericiydi. Kaçmak, geride kalanlara hüzün vericiydi, akıl edemedim. Sen de şimdi çocukluğuna mı kaçıyorsun? Geride kalan kendisi olunca insan, kaçmanın hüzün verdiğini anlıyor, kaçmanın çeşitli ölümlere gebe, şarkıların, şiirlerin ne kadar da tehlikeli olduğunu, kaçmanın bir surete bürünüp jilet halinde üzerine saldırdığını biliyor, kaçmak bazen de örülü urgan olabiliyor. Urgan, beyaz bir kefenin üzerinde çok şık durabiliyor eğer üzerine darağacı kokusu sürüldüyse.

İnsanların aptalca umutlara kapılıp, yaşamak isteğinin gözlerinden aktığı bir coğrafyada yapayalnızdım. Yalancı kimdi? Gerçek kimindi ya da neydi? Ölümle yaşam arasındaki o bahsettikleri ince çizgi ne renkti? Acı neydi, hüzün neydi, sevinmek neydi, yaşamak neydi?

Bir vardı, bir yoktu ve bir kez daha yok oldu. Zaman kavramının önemli olmadığı bir dilimde yosmalar aşık rolünde, aşk barbar bir kavimde ihtiyar heyetindeyken ve ben annemin beşiğinde otuzbir çekip, geleceğimi lime lime doğrarken ülkenin birinde bir adam vardı. Umutla yaşamaya çalışan...

Günlerden birgün coğrafyanın bütün evlerine hüzün dolmuştu ve adamın bütün hücrelerine aşk... Sabahları yalnızlığın koynunda uyanıyordu, akşam yatarken yalnızlığın koynuna giriyordu, öğlen yemek yerken yalnızlık yiyip içiyordu. Ve gece, daha bir sertleşiyordu artık yalnızlığın erekte halinde. İntihar kokuyordu adam, ölüm soluyordu... Ne yapacağını şaşırmış bir halde tanrısına yalvarıyordu. Cevapsız bırakılarak yoruluyordu adam. Böylece “münzevi” kalmıştı adamın adı. Umutları da, hücreleri de bıkmıştı bu durumdan....

Birgün coğrafyaya bir kadın geldi. Ve adama, “Eğer bana kalbini verirsen bütün intiharlarını siler, bütün hüzünlerinin belini kırarım.” Dedi... Adam sevindi, ruhunu çıkartıp kadının omuzlarına astı ve kalbini boynuna... Kadın, adamı göğsüne bastırdı... Bastırdıkça bütün hüzünler nefessiz kaldı, boğuldu. Şüphesiz bir soykırımdı bu. Görünen aşktı ama arkaplanda kusursuz bir katliam vardı. Acı, çığlık attıkça kadın daha da bir bastırdı göğsüne adamı.

Yükseldiler. Yükseldiler göğün derinliklerine. Adam sersemlemişti. Ayaklarının yerden kesildiğinin farkına varamadı. Ve acının yanında düşlerinin de emildiğini... Gün geldi ve kadın adamı bulutlardan aşağı bıraktı. Adam biraz kanadı ama temelinde palyaçoluk vardı, ağlayamazdı. Palyaço işte, çıkar rolünü keser ya da bileklerini. Coğrafyayı intiharlar bastı zamansız ve adam kandırılmıştı. Eğer ölürse tekrardan jilet olarak dünyaya gelecekti. Ve kesecekti bütün geçmişi. Gelecekle birlikte.

Kadına gitti adamın palyaço arkadaşları. Pek oralı olmadı kadın çaldığı düşleri iştahla yerken.


Adam bir parça daha kırıldı. Bir parça daha sardı kendini yalnızlığa. Ve ucu kırık bir jiletle karanlığa çıkan bir yola daldı...


Gökten üç jilet düşmüş. Bileklerinizi sıyırmayın boşuna, hepsi adamın..dde'dir.

#Abbhud Ozbay.

21 Ağustos 2010

Mavi Gözlü Junkie'm Benim


Melodilerin katil, notaların kesici alet olduğunu bana neden söylemediniz? Etimi çizik çizik eden bu keman da neyin nesi? Ya bu klarnet, kulaklarımı kopartan?

Geceleri tanrıyla konuşurken yani dua ederken hep sesimi yükseltirdim. Bu yüzden ev sahibiyle 46. kavgamızda beni evden attı. Artık çöplere atılan boş şarap şişelerinin içinde yaşıyorum. Okşarsan dışarı kaçarım. Okşama, bırak! Buradan yalnızlığa sesleniyorum işaret fişeğiyle, nerde bu cinnet? Nerde bu jilet? Konuşamam. Konuşmak için ne zaman ağzımı açsam, içimden junkieler fışkırıyor İstanbul’un en orospu çocuğu sokaklarına. Ağzımdan junkie fışkırırsa, daktilo bozulur hep ya da mürekkep biter olmadı kalem tükenir. Bir arıza olur hep. Bende bileklerimi keser, kanımla yazarım ayetlerimi. Ağzımdan fışkıran junkielerden herhangi biri mavi gözlüyse, dünyanın düzeni değişir, kimyam değişir, metabolizmam atlarla yarışır, darağaçları olgun cesetlere gebe kalır, bilekler jiletlerden hamile... Gitme... Gitme oraya mavi gözlü junkie... Gitme... Ben zamanında gitmiştim senin yerine de. Karanlık tünelin sonunda iğneli mezar taşları var hep. Gazetelerin ekonomi sayfalarında bu sıralar en meşhur haber şu; ‘Jilet satış oranları aşık olan nüfusa doğru orantıda.” Jilet işine mi girsek baba? Aşktan kazanamadık bari jiletten vuralım parayı. İntihar evleri, Ölüm kampları açarız oradan kazandığımızla! Üzgünüm, Robert De Nero’ya oynatacak kadar değerli bir hayatım olmadı, hüzünlü şarkıları New York’lar da aramaya da gerek yok.

Kurtçuklar! Siktir olup gidin çıplak tenimden, yeter kemirdiğiniz ve iffetli bir cesetim ben. Anama göstermemişim götümü, siz mi yiyeceksiniz ulan? Birkaç gram daha Âdem baba, yalvarırım birkaç line kokain daha. Söz veriyorum söylemem Havva anama.

Yalnızlık çok garip bir olgu ya da bir his. Her ne boksa. Efendi, uslu şarap şişemde oturuyordum oysa. Nereden çıktı, nereden geldi bilmiyorum. Birgün yüzümü kesiyordum kırık aynanın karşısında, bir baktım ki arkamdan dikizliyor beni, çırılçıplak tenimi. Dedim “Ne bakıyorsun ulan.” Tam bıçağımı çıkartıp üzerine atlıyordum ki alnımı delip geçti bir melodik keman. Öldüm.


Biz tükeniriz. Sezen Aksu şarkı yapmaz bize. Biz tükeniriz. Şarkılarla değil ama uyuşturucuyla. Haberin ola...

//Abbhud Ozbay.

13 Ağustos 2010

O'na Dair Boyalı Sözler


Basınçlı kutular gibi sıkıştırılmış hayatlar arasında geçiyor ömrüm. Yüzüme buhranlar damlıyor gökyüzünün gözlerinden. Amorti avuntular vuruyor biletlerime oynadığım her şans oyunundan. Kırılan bütün umutlarımıı bir esrar nefesinden çıkan gri buğunun sırtına yükleyip gönderiyorum tanrıya, yenisini iade etsin diye. İzlediğim her gösteride tavşanlar sıkışıp kalıyor sihirbazın şapkasında. Donmuş kiraz dallarına ayrı bir motif işliyor kan, katanalarla doğrarken çocuklukluğumu. Birçok insanla aynı ı rahimden düşmedik fakat aynı yerlerden düştük, aynı acılarla seviştik, aynı yalnızlıklarla yuvarlanıyoruz tepetaklak. Toplu yangın terapilerine katılıyorum, kanıyorum, kanıyorum, kanıyorum... Partisini kursam, iktidarı sallayabilecek kapasitede acı sahibiyim. Alkol alamıyorum, sigara içiyorum, dibe vurmuş şekilde yaşıyorum. Köşebaşlarında takılan serserilerden tek farkım, yalnızlığımı şiirlerle bastırmak, biraz daha süslü kelimelerle ifade edebilmek. Aslında arabesk yaşam sürüyorum. Belki sürülüyorum çorak bir tarlada, acımasızca! Tanımadığım hüzünler ‘saban’lar koşmuşlar ardımıa, götümden ter akıta akıta koşuyorum. Sabırdan dem vuruyorum her dem, en demli hüzünlerde ayık gezemeyecek kadar insanım. Güzel kızları pembe kaka yapıyor diye düşlüyorum. Kibar olmayı, centilmen olmayı sıfır beden kelime kalıplarına indirgeyebilecek insanlar en büyük düşmanımdır. Savaşta ölen çocuklara Starbucks’larda oturup şiirler yazabilecek kadar duygulu, mastürbasyon sonrasında pişmanlık duyup ‘keşke’ diyebilecek kadar naif insanları testereyle doğramak isteyecek kadar naifim.

Aslında suçum yok, insan olmayı yine insanlardan öğrendim. Küçükken cebime harçlık diye riya doldurdular, ‘yemezsen arkandan ağlar’ diye yalan tehditlerle bastırdılar midemi. Kan öğrendim atalarımızdan, birileri tevazu diye bağırırken, öfke kokuyordu nefesi, ardında birikmiş ceset tepeleri... İki arada bir derede kaldım hep, kapalıçarşı esnafları gibi her koluma yapışan bir tarafa çekiştirdi, sündüm, saldım kendimi. Ruh yalanları boşaltıp, doldurmaya başladığında gerçekleri, kimse dokunmadı. Bu sefer de ortada kaldım bomboş, kimileri itekledi anarşist diye, kimileri ‘din’ tüccarlığı yapıp, peygamberlik tasladı, aforoz etti. Umutsuz görünen, dibe vurmuş ve bataklıkta yaşıyorum En dipte! Umutlarımı en mahrem yerlerimde hatta götüme soktum, orada saklıyorum. Belki bir gün bataklık kuruyabilir? -Hassiktir diyorum bu son söylediğim yalana da, hahaha haassiktir. Umudunuz varsa, uzak durun benden. Gözlerimi kör ediyor.


/Abbhud Ozbay/Dedde'm

11 Ağustos 2010

Morfinsiz Çekilen Düş Sancıları'm


Kumar oynayalım dedim ona, aşkına... Kalbimi çıkartıp koydum masaya. Hile yapıyordu. Kırıldım ama sesimi çıkartmadım boğazımdan. Masadan kalkıp gitmeye yeltendim. İçimden yalvarıyordum arkamdan gelip beni durdursun diye. Masadan benimle kalkan tek şey ayrılıktı. Kasaba meydanında beni asarlarken fark ettim.../

Gittin ya. İşine karışmak gibi olmasın tanrının ama kıyamet biraz erken kopsa. Ellerim soğumadan, gittiğini anlayamadan düşsem bir zebaninin ateşten koynuna, yansam. Avunur muyum ki?//

Sobalı bir banyoda bilekleri kesik halde bulun beni, gri bir kış ayının herhangi bir Cuma günü. Cuma ihanet gibi suç yüklü, Cuma yüzüm gibi hüzünlü. Kesiklerimi göstermeyin sevgilime ya da kapıya çarptı deyin bileklerini, üzülmesin çok, kanar cesedin gözleri...//

Umut fakiri bu coğrafyada gözlerin gerekliydi. Gözlerin bir parça su gibiydi, bir dilim ekmek. Gözlerin çok zaruriydi. Yüzünü çevirmeseydin eğer bir sürü ceset dirilecekti...//

Tutmadı hiçbir masal havada asılı kalan elini palyaçonun.
Palyaço kırıldı.
“Gitme” dedi masala, “o tarafa gitme.”
Masal bu, dinler mi hiç?
Gitti...
...Bombalar patladı, bacakları koptu masalın.
Ağladı palyaço;
‘Bir masal daha masanın üzerinde yarım kaldı kanlar içinde’ diye bağırdı.
Eve gitti palyaço.
Bombaların, cesetlerin üzerine basmadan.
Canına bir kalp kırığı battı, bir daha ağladı.
Bir daha...
Makyajı aktı.
Sandıkta zula yaptığı bütün masalları yaktı palyaço.
Bir kısmını da paslı jiletlerle lime lime doğradı.
Ağladı yine.
Ağladı.
Dilini de kesti palyaço, dinini de.
Ondan sonra ne kimseyle konuştu ne de kimseye inandı...
Vallahi bak, inanmazsan rafta duran intihara sor. :/

Bazen de aşık olurum ben. Kutsal adamlar gibi dolanırım ortalarda sırtımda, alnımda mühür falan olmaz ama eritip gözlerini, kalbimin üzerine damlatırım sevgilimin. Bu da benim mührüm. Yok ulan yok, peygamber falan değilim. Ama peygamber de olsam bir Elf’e aşık olabilirdim. Sahi bence tanrının kutsal adamlarından biri de seni görse aşık olurmuydu? , onlar da insan sonuçta her ne kadar kutsal adamlar olsalar da. Boynuma tabelalar asarım ‘cenaze dolayısı ile kapalıyız’ diye aşık olunca şakasına. Sonra şaka kaka olur o ayrı bir vak’a. Annem bana kızar ‘yapma oğlum öyle şaka.’ Babam da kızar gibi yapar ama öldürdüm ya hani pek hırıltılı çıkar sesi, anlamamazlıktan gelirim. Tanrı bir şey demez. Bilmem niye ama demez işte. Doğrusunu o bilir sonuçta. Bende ona bir şey demem. Zaten diyemem. Ne diyeceğim ki tanrıya? Ama desem, nasılsın? İyi misin? Derdim. Hep ‘şunu ver, bunu ver’diyen azgınları duymaktan sıkılmıştır keza.
-Palyaço kaç ulan kaç, kendini kurtar. Ben aşkı oyalarım.



Hani Orhan Veli diyor ya; ‘Bedava yaşıyoruz, bedava.’ Ah be usta, neresi bedava? Tütün para, rakı para, şarap para. Bir tek terk edilmek bedava..


Ben onu harbi sevmeye başardım yaşlı taş çocuk.Bu soru hep merak bekleyen cevabımdı.Aşk ; tek hece ve tek dize mısradır .
Gizlice girip ,göstere göstere gitmektir.
İki farklı gözün,dudağın ve aklın tek bir ortak noktasıdır .
Ya da bilmiyorum Aşk ; belki de sadece sigara bağımlılığı gibidir.
Öyle midir ?


Başın sağ olsun Clementine, ucu kırık bir umudu saplayıp kalbine ölmüşsün. Sen eskiden de böyleydin, esmerliğine indirgediğim bütün kutsal kelimeleri parça parça ederdin. ‘Shocking Blues’ çalardı, sen teybi kırardın. Oysa dans etmemiz gerekirdi mor kanatlı periler gibi.Placebo bile dinledim seni hayal etmek adına.

#Abbhud Ozbay (i.m.s'e sesleniş)

10 Ağustos 2010

...Hayır O Superman Değil


Sizlere yüksek tepelerden megafonla seslenenler size yardım ettiklerini söylerler . Sizin için var olduklarını söylerler . İnanmayın . Sorun onlara : ''Bize yardım edeceksen bizden yüksekte ne işin var ? Ayrıca biz sağır mıyız megafona ihtiyaç duyuyorsun ? ''.Eğer yanınıza gelirlerse ellerine bakın . Düz , parlak ve pürrüzsüz eller,size sadece temizliği öğretebilir . Gelişmek için kirlenmek gerek .

#Abbhud Ozbay

9 Ağustos 2010

Picasso Kadar Usta Bir Ressam.


Uzak diyarlara yolculuğa çıkmış bir gezginin sahipsiz kalan cümlelerine eşlik etmeye karar verdim bu gece.Yıldızları gökyüzünden çalıp,saçımı topladıktan sonra toka niyetine kullanacağım.Pencere kenarına taşıdım yatağımı,maksadımı aşan şarkıları dillendirebilmek için.Yanımda sehpa,sehpanın üstünde kahve,kahvem sütlü,sütüm marketten değil.Bir paket sigara.Kül tablası ve resmimiz.Aile saadetimizi yansıtan,Picasso kadar usta bir ressamın fırçasından çıkmayı başarabilmiş renklerin tablosu var duvar da.Bir de koynum da boylu boyunca uzanan kediye benzettiğim,nankör yalnızlığım..

Abbhud Ozbay 2009'

8 Ağustos 2010


Adını çekmecemde saklıyorum bir zarfın içerisinde.
Dedikleri gibi sarardın,sarardım sonbahar yalnızlığımda.
Sigaramın küllerinde kokuyor mevsimlerin .
Kifayetsiz kalıyor , susuyor kelimelerim.

#Abbhud Ozbay.

6 Ağustos 2010

Bira Şişenin Yırtılan Kağıdında Adını Koklamak


Senin kaybolma ihtimalini hiç düşünmedim bre kadın / Nereden bilirdim gelen ilk vapura binip gideceğini / Nereden bilirdim , beni bu ıssız adada yalnız bırakacağını / ... sorarım sana gittiğin topraklarda benim gibi domates yetiştirebilen biri çıktı mı karşına ?

Arsız bir aşka tutulmuş gibi nefes alıyor ciğerlerim bre kadın / Nereden bilirdim kayan her yıldızda geri dönmeni dileyeceğimi / Nereden bilirdim , beni bu ıssız karanlık gökyüzüyle başabaşa bırakacağını / ...sorarım sana gittiğin toprakların gecelerinde benim gibi masallar anlatabilen biri çıktı mı karşına ?

#Abbhud Ozbay

5 Ağustos 2010

Budur olay!

-Götürsene beni de Çanakkale'ye
-Çanakkale'den geçmiyoruz baba, geçmiyoruz.
-Çanakkale geçilmez zaten oğlum.

4 Ağustos 2010

Evet/Hayır


- Sana bir soru soracağım. Evet dersen sana 100 dolar borcum olacak, hayır dersen sen bana 100 dolar borclanacaksın.
-Tamam sor.
- Bana 100 dolar borç verir misin ?

29 Temmuz 2010

Kırmızı


sevmek savaştır kırmızı

onurumu koyduğum kadeh
oluruna bıraktığın kader
alyuvarlarımdaki dejenerasyon
aort
aort
aorttttttttttttttttttttttt!
sevgilime kan gitmiyor
dağılıyor tampon!

sevmek savaştır

kır
mızı.

bunu evvel yanaklarına söyle.

müzik/güfte/ ve ilh.

eren'ler okur.

28 Temmuz 2010

Kırmız Cümle

'Hiç' istemediğim bir şarkıyı seslendiriyorum sahne de.Herkes çığlıklar içinde.Öyle her şarkı söyleyen erkeğe aşık olan kızlarda var.Gürültü hat safhada.Sürü gibiler inanmıyorum.Bu kadar mı etkileyici bir şarkı.Altı üstü iki dörtlük şiiri şarkı yapmış arkadaşlar.Bana da dediler sen söyle.Olay bu yani.Ne var ki anlayamadım hala?
Şarkının adı ve o kırmızı cümle 'Seni Seviyorum'.İyi de ben seni sevmiyorum ki.!


Abbhud Ozbay 2007'

24 Temmuz 2010


Kapının arkasında biri yoktu . O sadece karmaşık duygularını bastırabilmek adına kapının arkasında biri olduğuna inandırıyordu kendini.Bana tutunuyordu.Sanki ben , bir ağacın dalıymışım gibi .Neyi ima ediyordu ki acaba ? Bana odun benzetmesi yapması hoşuma gitmiyor da değil açıkçası . Kapıda odundan yapılmış.Acaba beni...m onun arkasında olduğumu mu zannediyordu ? Ama şunu bilmeliydi ; kapının arkasında biri olamazdı çünkü kapı açıktı .

#Abbhud Ozbay

23 Temmuz 2010

...Yaş 19



Kuruyor dudaklarımda cümlelerim.
Masam da kağıt-kalem ..
Hiç istemiyor canım bugün bir şeyler yazmak ..
Karalamak istemiyorum sayfaları tıpkı sana yaptığım gibi.
Dinle ! Çalan bu şarkı göz yaşlarımın dansı ..
Hissediyorum ve hissetmiyorum ..
Neyi ve ne için seviyorum ..
Gurur mu yapıyor hecelerim
Bir türlü birleşmiyor
Son yolcusu oldum Bandırma Vapurunun
Yaş 19 ..



#Abbhud Ozbay

27 Haziran 2010

MICHAEL JACKSON

Ne yalan söyliyeyim Michael Jackson şarkılarıyla büyümedim, hatta lise 1e gidene kadar kendisinden pek de fazla hoşlanmazdım. Hazırlamış olduğum projeye onu dahil etmemle beraber ''Beat It'' şarkısını keşfettim ve hayran kaldım. Hemen ardından dinlediğim parça ise ''You're Not Alone'' ve ''One More Chance and Love''. Sene 2009. Okulda tam da ''final'' finaline (yani en son sınav :P) girmeden önce arkadaşım gülerek MJ ölmüş dedi. Koşar adım eve gittim ve cidden artık onun olmadığını öğrendim. Garip değil mi ? Pek de bağımlı olmadığı halde artık onun olmadığını öğrendiğimde içim bir garip oluyor. (şöyle bir düşününce Madonna'nın artık olmayacağı gibi bir düşünce -allah gecinden versin- bu da Yonca Evcimik'in Pink'e attığı tweete benzedi. Ölümden başgası yalan gari.) Bir iki ay sonra öğle arası babamın iş yerinden ayrılıp İstiniye Park'ın yolunu tuttuğumda uzun zamandır almak istediğim DVDler ya da diğer CDler yerine elimi MJ The Turkish Collection yazan albüme götürüyorum. Hemen alıp çıkıyorum ve ofiste gün bitimine kadar cd player'da aynı şarkılar dönmeye devam ediyor. Meğerse ben onunla yıllar önce tanışmışım. En sevdiğim şarkısı ''They Don't Care About Us'' ile. Evet evet, demek o şarkıyı MJ'inmiş ? Nasıl olur ! Gözden kaçmış, ya da bilinç halinde arka taraflara bir yere itilmiş, sanki MJ'i sevmemem gerekir, onu dinlememem gerekir diye. ''Kim ne dersin ! '' demiyeceğim, çünkü biliyorum dünyadaki herkes, hem de müziği seven herkes, Micheal Jackson'ın gelmiş geçmiş en büyük müzik adamı olma konusunda hemfikir. İşte benim

TOP 10 @ 10 Michael Jackson listem
1-They Don't Care About Us
2-You're Not Alone
3-Smooth Criminal
4-Thriller
5-One More Chance
6-Liberian Girl
7-Beat It
8-Bad
9-Billie Jean
10-Wanna Be Startin' Somethin'

PS1: Garip değil mi, bir çok kişi 2 gün önce ki MJ'in ölümünün ilk senesini unuttu, ondan bahsetmediler bile :/

PS2:Bu da bu seneki Grammy Ödüllerinde MJ için yapılmış en iyi tribute showardan biri.

video

25 Haziran 2010

We miss you :((


Michael Jackson,the King of Pop: The Big Musician : the Music! the Man! the Legend! the irresistible ! We miss you. Rest in peace.

22 Haziran 2010

İnkar et babanı

Ah Romeo!! Neden Romeosun sen? İnkar et babanı, adını yatsı. Eğer yapamazsan yemin et sevdiğine. Bende vazgeçeyim Capulett olmaktan.

21 Haziran 2010

Şeyta'nın Avukatı..

Kevin : Peki ya aşk?

John Milton: Abartılmış, biyo kimyasal olarak yüksek miktarda çikolata yemekten hiç bir farkı yok..

20 Haziran 2010

O an farkına varırsın, akrep senmişsin

“ Mutluluğun tablosunu çizebilir misin Abidin”

Mutluluk tarifi mümkün olmayan sevinçlerdir… ninemin parmaklarında “ığ”la yün eğirmesidir… gülücüktür bazen, bazen sevginin kutsanmasıdır… bir çocuğun gözlerinde uçurtmadır, yüreği ğöğerir uçurtmanın kanatlarına… çocuksu gülüşlerdir mutluluk, kâh gülüş düşer kâh yükselir, bir tike simidin susamında erir…

An çocuklarının avuçlarının üfleyişinde başlar mutsuzluk… çöp taramalarında bir poşete gömer nefesini, bali kokar, tiner kokar… sonra nefes almaya başlar, gözler yuvalarından fırlamış, avuçlarında nefesinin kokusu açlık kokar, küf kokar, hasret kokar, anne kokar…

Kiminin her hücresi bilmem kaç rihter ölçeğiyle sarsılır, ölü soyar, ölüyü paklar, sonra da gömer gözlerini aynı mezara… terini siler sadece, terinde vefasızlık, terinde kahpe yaşanmışlıklar, tenini gömer terine…

Ve hayat başka duldalarda kesidini arar, suyun yol bulmasına benzer, su gider, hayat yaşanır, ardından hasret, sonrası… sonrası olmaz, kendi gözlerini kopyalar sevdasının gözbebeklerine, bir nifak tohumu gibi girer araya birileri, biri kör biri şaşı ve badem gözler kör olur, kör gözler bademleşir…

Dalgalar delirir belli belirsiz, her dalganın kıyıya vuruşu kemirir kaburgaları ve başlar belli belirsiz kıskançlıklar… lâvvv yürek yanar tutuşmaz, ten yanar “od”a dönüşmez… sonrası… sonrası yok, film kopar, kısa devre olur, düşler ya çalınır ya da ertelenir…

İki zıt kutup…
Biri zıplar, biri zırlar…

Aşk; kumla ateşin raksıdır… raksederse sevgi oluşur, kum erir, şekillenir cam oluşur, sevda olgunlaşır…

Biri sevgi, diğeri ihanet…
Çift başlı kartalın dinginliğindedir sevgi… tılsımlaşır, kutsanır, asude bir hayatta mutlu olur… ve tüm sevdalar kutsanmıştır aşk şarabıyla… o aşkın şarabının kudretiyle zıplar…

Biri zırlar…
Dost kırar, dost satar, dem yapar, demlenir, oturur çilingir sofrasında dostunu içer… sahte gülücükler yapay gözyaşlarıyla tenleri boyalar, yağmur yağar makyaj akar, maske düşer oyun biter… gömütü toprak değil, toprağı kimyasal, yağmuru asittir zehir-zıkkım…

Derler ki; tüm günahlar ihanetlerden doğar…

/ ihanet ahhh ihanet bedenimi kadavralar netameli aşklarla…/


Coşarsın senle coşar, düşersin tekmeler savurur… yele düşersin, yel savurur ele düşersin… sonrası dost kırıntıları şangur-şungur her parçan ayaklar altında… ezilirsin, posan köpek öldüren şarap şişelerine düşer, artık ne sevda kalmıştır ne ihanet… koklarlar ulan koklarlar nefesini avuçlarında!!!… serxoş olunca da dudaklar ezgileri dost diye sarar, şişeyle öpüşürsün öpüşe öpüşe tortunu içersin… sonra dönersin ne tarafa baksan salya sümük ölüler, etten kemik yığınları, urbasız ten, ne tenin elbisesi var, ne elbisenin teni, tüm aynalar arsız, can kuşun can sevdan paramparça, suretin silik, suretin eksik… düşersin…
Düşlerin kiralık
Düşlerin satılık
Düşlerin toprak ayartır…

Sonra her gece bir akrep düşer düşlerine… ne akrep senden hoşnut, ne sen akrepten… sonra akrep kendini sokar nokta nokta…
O an farkına varırsın, akrep senmişsin…

19 Haziran 2010

Periler ölürken özür diler.

eski caz cinayetinden beri suçsuz tutsağım
kaç şüpheye ikram edilerek üzüldüm üzüldüm
mü ay erir de akardı dünyaya tutunup,
karnı doyan cin artık çocuklara masal olurdu.
karnı doyan cin artık çocuklara engel olurdu.
bir postacı gibi gelirdi gece boş bulunup
kötü haberler yazardı mektuplarda imzasız, ürkütücü
fazlaca bizden ve fazlaca esaretten sözeden
keşfettiği toprak kendisinden daha fazla ilgi çeken
fakir bir kaşiftim o dönmedolap kentinde:
ilk cin, içi hava dolu ağır vücutlar yükselirken
içi sonbahar dolu bir sevgili gibi karama vururdu!
yüzümü bir kez sır verdiğim ayna ah ayna
yüzümü alıp nehre kaçardı, nehir aynada kururdu!

yalandı küçük çocukları kandırıp benim yediğim
eğer yüzüyorsam yalnızca derilerini
üşüyeceklerse bir vedada
iyi üşüsünler diyedir!


küçük İskender !

Hayâle Sunulan Bir Söz

Bu ağaç beni kederlendiriyor.
Unutulmuş bir İstanbul köşesindeyim.
Hani nöbet tutan bir askerin
Günboyu şehrin metrûk bir köşesini
Ezbere bildiği gibi.
Her insan bir telâştır,
Her araba bir yorum tellâlı...
Kuşlar unutulan köşeleri severler;
Çünkü sevmenin anlamını
Elbette bizden daha iyi bilirler.

Ötüştüler ve durmadılar hiç.
Bankın tahtalarında unutkan izler...
Her şey öyle bir temâyül ile
Ve öylesi bir heyecanla birarada ki!
Parça değilim, bütün olamıyorum.

Hayâl uçuyor, görüyorum.
Çok derin yalnızlar,
Kim dahasını çeker bilmiyorum.
Deniz dumanı orada,
Martı kanadı orada,
Sağır çanlar orada...
Hepimiz birbirimizi görmezden
Ve bilmezden gelmekle yükümlü...

Az sonra sabır, beni kaldırıyor.
Uzatıyor adımlarımı göğün boşluğuna.
Salınıyorum, sessizim.
Sanki yürürken bile bekler gibiyim:
Ne zaman hantal duygularım diner;
Ne zamandır hayâlime sözüm benim?

Fatih Öztoprak

Leylâ "Mecnûn" Olunca Sever

Bize hüzün gelmiş geçiyor...
Sorulan her şey yeniden aynılaşırken.

Şairdik.
Günahımız buydu.
Biz çekirdeklere özgürlük bağışlardık.
Sonsuz bahçelerdeydi adımlarımız.
Gülün uğruna gece uykusunu fedâ edip
Sana akardık ikimiz...
Adına "Leylâ" demiştik.
İkimiz de Mecnûn olup
Öyle sevmiştik...

Bir başka yönün vardı senin.
Kaç yıl oluyor,
Ömür tohumlarımı
Zehirli pınarlarla beslemiştin?
Şimdi enis bir hâlde gibi
Bana "Mecnûn" kimdir
Anlatma derdindesin...

Susmakla Bitmiyor Se(n)ssizlik

Eksik bir gece yarısı
aklımdan sarkıp da tenine
bağırdım:
– dokunma artık gözlerime
gözlerini bende bırakır gibi..

Ağlasaydım belki bu kadar kurak olmazdı yağmur.
Sağanak halinde yaslanabilirdim intihara..
(bir neden aramıyorum)

Cevapların mı yarımdı?
Yoksa sorularım mı fazla?
Bilmiyorum.
Ama samimi değildi ellerin
ne zaman düşsem seninle aynı soğuğa..
-bir provokasyon gibi kaçıyordun ilk otobüsle sonra-

Ağlasaydım
arkamdan isminle çağıracaklar gibiydi beni,
benim lakabımdın sen
kod adımız çok acil bir veda.

Senin 'kal' demeye cesaretin yoktu,
çoktu oysa benim kalmak için sebebim.
Haklı olan kimdi? ne fark ederdi?
İlk hangimizin aklından geçti?
Bilmiyorum kim icat etti,
yüzümü kestirip atan çözümsüz o denklemi:
'bitti mi? '

'gitti mi acaba? ' diyerek uyandığım günlerden,
'gelir mi? ' diyerek uyanacağım günlere
bir geçişti
son telefon mesajın:
'altüst artık neresine dokunsam dudaklarının,
neresine dokunsan bir buzul eriyor
parmaklarımda..'

Sustum ben sadece inan..
Ben değildim
karşıdan karşıya geçerken bakışlarından,
bir kazada kaybolduğuna inanan.

(seninle kaç kişiydik bilmiyorum.
iki bazen,
genellikle bir olamayacak kadar tek.
evet bize
bu şiirlerin hiç biri
yetmeyecek..)

Şimdi, ben çok oldum sanırım
aslında sandığın kadar da sayılmam.
Hep daha azdım..
Bir nefes yetmezliği sesleniyorum sana.
Seni anlatabilecek bir cümle bile edemiyorum.
Prefabrik kafiyelerle süslendiriyorum yerçekimini.
Açık havada seni seninle aldatmanın
portatif kalp atışlarını yine sana bırakıyorum

Ben
hiç ağlamadım oysa.
Ağlasaydım emin olamazdın eminim
gerçekten ağlıyor muyum yoksa?

Ağlasaydım oysa,
ilk sen açardın şemsiyeni.
Sen, hep ilk bırakan
elektrikler gelince el fenerini.
Severdim ben oysa seslendirdiğin
kısa metraj hikayeleri.

Bilsem bu kaçıncı ihlalin?
Kemerini takmadın sanırım yine
yüreğinin.
Öpülür mü hiç tam da giderken?
Tam da bitti derken seslice sesime..
Az önce 'kal' deseydim senden önce,
az sonra benimle kalmış olur muydun ki?

Bilmiyorum inan.
Ben değildim zaten sevdiğini söylerken
cümlelerine toz kaçıran.

Ağlamadım hiç oysa.
Ağlasaydım bu kadar kurak olmazdı yağmur.

Ağlamama gerek var mıydı ki
yağmur yeterdi hep sana.

Beynimle kalbim arasında
bir işlem hatasıydı seni sevmek.
Ve ben
hiç sağlamasını yapamadım gözlerinin

b i r ö p ü c ü ğ ü n k ı r k g ü n h a t r ı v a r d ı r -

Gece susuyor
İstiareye çekilmiş sevgimiz yanıyor parmaklarında
Gece susuyor, anlasana !
Sevgini koynuma dolayıp çıkıyorum pencere kenarlarına
Ağlıyor, ağlıyor.. Anlatamıyorum !
Ölüm gibi, yaşamak hadisesinin ortasına düşmüşken korlarım
Burada bir gece yanardı susmadan
Dizlerime kadar batmışken dizelerine
Aşağılık koynunda erkeklerin sabahlamazdı annemin kadınlığı
Sözlerinin koynuna giriyorsam her gece
Gökyüzü parlıyor çarpım tablomuzun üzerinde
Dizlerime kadar batmışken göğsüne
Perdenin ardından akan adamlara bakıyor gözlerim
Parıltının hararetine aldanan çakıl taşlarının üzerinde düşünüyorsam seni
Unutma yağmurun hatrı var gözlerimde !
Susma gece susma !
sessizliğine teslim oluyor gülüşlerim
Kar kaplı sokaklarında tadı kalmıyor sonra .
Baştan ayağa battıysam çamuruna
bir öpücüğün kırk gün hatrı vardır sevgilim.

bukent!

18 Haziran 2010

Donnie Darko

Psikolog: Şu anda kendini yalnız hissediyor musun?

Donnie: Bilmiyorum.Yalnız olmadığıma inanmak istiyorum ama, hiçbir kanıt bulamadığım için artık kafa yormuyorum, hayatım boyunca bunu düşünebilir,ama yine de bir kanıt bulamam..Bu yüzden artık düşünmüyorum.Bu çok saçma.
...
Psikolog: Tanrı’yı aramak saçmalık mı?

Donnie: Eğer her canlı yalnız ölüyorsa evet.

Psikolog: Bu seni korkutuyor mu?

Donnie: Yalnız olmak istemiyorum.
Beni affet üzüntüm,bunca yıldır seni ona üzdürdüm.

Gattaca Tür

Yanında duruncaya kadar, hedefimden ne kadar uzakta durduğumdan emin olamamıştım.

Paris'te Gece.

ah, matmazel Isabel..

sizin güzelliğiniz karşısında, önünü iliklerdi Şanzelize
kokunuz süzüldüğü zaman Sen Nehri'nin kıyısından göğe doğru,
daha bir dikleşirdi Eyfel'in boynu
siz konuştuğunuz sürece çalmazdı NotrDam'ın çanları.

ve gözleriniz ışıldadığı zaman, diğer bütün ışıklar sönerdi Paris gecelerinde..

su

susamistik
suya gitmistik suya
suyu aradik
suyu bulduk
...suyu tutmak istedik
suyun basi tutulmustu

suyun basindaydik
susuyorduk
susmustuk susamistik
suyun basi tutulmustu

suya gittik
susuz geldik
susuyoruz
susuz kaldık.

Yaşamayı sevmediğim için ölüm baş dönmemdi benim..

Karanlıklardan hoşlandım , onu sürdürmek için , ondan kendime bir değerlilik çıkarmak istedim.. hücrelerde , mum ışığında kitap yazmış ünlü mahkumları kıskandım.. bunlar , çağdaşlarının günahlarını bağışlatmak görevini sürdürmüş , ama onlarla düşüp ...kalmak olanağını yitirmişlerdi.. törelerdeki değişimler , yeteneğimin kaynağını hapsedilmekte bulma olasılığını azaltıyordu , ama büsbütün de umudumu kesmiyordum : tutkularımın alçak gönüllüğünden etkilenen tanrı , onları gerçekleştirmek isteyecekti.. bu arada ben , daha şimdiden , tek başıma yaşamaya koyulacaktım..’


‘Yaşamayı sevmediğim için ölüm baş dönmemdi benim : bende uyandırdığı büyük korkuyu açıklayan şey budur işte.. ölümü ün ile özdeş kılarak , onu kendime erek edindim.. ölmek istedim ; kimi zaman tiksinti sabırsızlığımı donduruyordu : ama hiçbir zaman uzun süreli değil ; kutsal sevincim yeniden doğuyor , iliklerime kadar yanacağım o yıldırım an’ını bekliyordum.. içimizdeki derin tasarı ve kaçışlar ayrılmamacasına birbirine bağlıdır : varoluşumu kendi kendime bağışlatmak için giriştiğim çılgınca yazma işinde , kendini beğenmişliklere ve yalanlara karşın , bir gerçeklik bulunduğunu çok iyi görüyorum : kanıtı şu ki , elli yıl sonra hala yazıyorum.. ama işin köklerine uzandığım zaman , bir ileri doğru kaçış iyi düzenlenmemiş bir intihar buluyorum ; evet efsane’den çok , din fedaisinden çok ölümdü aradığım.. uzun zaman , tıpkı başladığım gibi , belirsiz bir yerde , belirsiz bir biçimde sona ereceğimi ve bu belirsiz ölümün , belirsiz doğumumun yansıyışından başka bir şey olamayacağını düşünüp durmuştum..yeteneğim her şeyi değiştirdi : kılıç darbeleri uçup gider , yazılar kalır ; gördüm ki yazı alanında , bağışlayıcının iletisi , kendi özbağışı , yani katkısız bir nesne biçimine dönüşebilir.. rastlantı beni insan yapmıştı , eli açıklık kitap biçimine sokacaktı ; ileti’mi , bilincimi bronzdan harflere dökebilir , yaşamımın gürültülerini silinmez yazılarla , etimi bir biçem’le zamanın gevşek örgülerini ölümsüzlükle değiştirebilir , kutsal-tin’e dil’in bir çökeleği gibi gözükebilir , insan soyu için bir saplantı , kısacası bir başkası , kendimden , bütün öteki insanlardan , her şeyden başka biri olabilirdim..’



‘Değiştim.. hangi asitlerin beni çevreleyen biçim bozucu saydamlıkları kemirdiğini , kabalığı ne zaman ve nasıl öğrendiğimi , çirkinliğimi – ki bu çirkinlik uzun bir süre benim olumsuz ilkem , harika çocuğun içinde eriyip gittiği bir kireç kuyusu oldu – evet , çirkinliğimi ne zaman ve nasıl bulguladığımı , hangi nedenlerin beni , bir düşün’ün apaçıklığını onun bende uyandırdığı hoşnutsuzlukla ölçecek kadar dizgeli biçimde kendime karşı düşünmeye götürdüğünü ilerde anlatacağım.. geçmişe dönük yanılsama tuz buz olmuştur ; din şehidi , kurtuluş , ölümsüzlük , her şey yıkılıp gitmekte , önemli yapı yıkıntıya dönüşmektedir ; kutsal-tin’i yer altı bodrumlarına köşeye sıkıştırdım ve kovdum oradan ; dinsizlik yavuz ve uzun soluklu bir girişimdir : bu işi sonuna dek vardırdığımı sanıyorum.. her şeyi açık açık görüyorum şimdi , yanlış yoldan döndüm , gerçek görevlerimi biliyorum , bir yurtseverlik ödülüne layığım ; aşağı yukarı on yıldan beri uyanan , bir uzun , acı , tatlı çılgınlıktan kurtulan ve hala bu iyileşmenin şaşkınlığı içinde bulunan , eski yanılgılarını gülmeden anımsayamayan ve artık yaşamını nerede kullanacağını bilmeyen bir adamım ben..

Kılık değiştirdim , ama kişiliğim değişmedi : hep yazıyorum.. başka ne yapabilirim ki..

‘nulla dies sine linea..’ (yazısız tek bir gün bile geçirmeden..)

Hem alışkanlığım , hem de uğraşım bu benim.. uzun zaman bir kılıç gibi gördüm kalemimi : şimdi ikimizin güçsüzlüğünü de biliyorum.. ne önemi var : kitap yazıyorum , yazacağım ; onlar da gerekli ; gene de bir işe yarıyorlar..

benim..

Yaşamayı sevmediğim için ölüm baş dönmemdi benim..

17 Haziran 2010

3 kelime ?

kalbim hep alacaklı ,hayalim 3 kelime oda şöyle evli mutlu flowlu :)

I am a legend

Eğer benim için bir parti felan planlıyorsan şimdi söyle.. duydun mu..Çünkü sürprizlerden nefret ederim , senin için şaşırmış gibi davranıcam..

Not So Smart Girl and the Wedgie

When I began my journey at Hooters I figured I'd spend a fair amount of my time defending my job. Perhaps not even so much as defending my job, but rather defending my own intelligence and substance. Defending myself as an individual. And it turns out that yes; I have had to do my fair share of proving myself in a way. I've had to show people that I am not some stereotype and that - perhaps more importantly - that stereotype doesn't really exist. But you know all this.

What I wasn't really prepared for when I began at Hooters was the fact that my family would also have to defend my job. This leap is understandable, but it's not something that really crossed my mind until the first time I watched my Mom defend me in front of a particularly nosey and outspoken neighbor. You know the type; we all have one in neighborhood. It was then that I realized my family had to escape the Hooters stigma too.

My sister has perhaps done the most in defending my job. When at a party, she encountered a girl speaking about one of her classmates. I'm not sure of the full content of the conversation, but I know it was punctuated by "and get this, she freaking works at Hooters" and other such negative things. The girl she happened to be talking about was Ariel and my sister just so happens to adore her.

Sister: "Oh you know Ariel? She is so perfect and gorgeous and smart. Did you know she's a philosophy major? And on top of being pretty and smart she's generally awesome too."

Score, sister, score. But that altercation is not the most heinous thing my dear sister has encountered. The most awful thing happened in class. In a university meant to be a bastion of higher learning. You know, a place where people are supposed to smart. Apparently admission standards have really gone downhill. Anyway, there she was one day in class discussing something or other that was generally educationally when this happened.

Not So Smart Girl: "Well Hooters has the highest fecal matter of any restaurant because the girls there are always having to pick their wedgies. That's why I'd never eat there."

Naturally, my outspoken, opinionated, awesome sister went on to shut this girl down because she is - as I mentioned - awesome. And actually has a brain. That's important to note as well. I love you, dear sister, thanks for further illustrating the splendid thing that is our gene pool.

So, Not So Smart Girl, lets break this down shall we. First off, I don't pick my wedgies at work. Believe it or not, nylons are rather taut and as such I don't get many wedgies. I have to say, the whole not having wedgies thing is a pretty nice feeling. Second, if I did pick a wedgie at work I'd likely follow said wedgie picking with hand washing. Mainly this is because I'd probably be picking my wedgie in the privacy of a bathroom. As hot as picking nylons and shorts out of my crack on the floor would be I don't think my customers would really appreciate it. Finally, why on earth would there be fecal matter involved at all. I'm pretty sure the best way to pick a wedgie is from the outside, not the inside, of the situation. Why on earth would I randomly have my hand down the inside of my nylons in my butt crack? That's right, I wouldn't. So this leaves me with the idea that you somehow think that I have poop all over the outside of my shorts. How the hell did that get there?! That's just awkward.

Don't worry, Not So Smart Girl, my hand did not go from my crack to your Daytona wings. I'm pretty sure I know about basic hygiene. Or at least I know a lot more about it than you know about basic logic.

16 Haziran 2010

Aptal Kutusu

"Aptal Kutusu"
Geçerli ruh hali: aceleci

Minik bir adaptasyon sorunu
İçine biraz soyutlama şurubu
Özenle hazırlanmış gizli kokteylin ana konuğu
Bu gece evlerimizde içeceğimiz tek içecek bu
Boşalan kadehlerin fütursuzca doldurulduğu gece bu

Ne umdun bu kadar
Alışmana gerek mi var
Sessiz film bu oynatılan
Oyunu oyna sonuna kadar
Şekilden şekle giren suratlar
İki yüzü aynı kaset onlar
Tek kelime ve yerli miydi?
Eyvallah! Eyvallah!

Sabah bir mide bulantısı
Dozu kaçmış şekilde baş ağrısı
Uykusuzluk, uyumsuzluk da içindeyse
Semptomlar yerinde
Anlaşılan dün yine olduk hepimiz hipnotize
Açık kalmış aptal kutunun şakası yoktur
Acıması yoktur

Küçücük sıska çocuk
Yüzünden silinmiş çocukluk
Tek başına koşturup durmuş
Yeşil gözler neler unutmuş
Elinde anahtarlar
Uzunca koridor dört yan odalar
Her yeni açılan
Hep bir öncekine döndürürmüş.

time is too precious.

I can't be further from done with that past blog or the season that it fell into. I really wish that people did not have to get so uptight or judgemental over feelings that I, personally, have. So what if I wanted to write about what I just went through or the fact that I was hurt and saddened by the events in my own life. Goodness knows this blog doesn't reflect exactly who I am or my traits or flaws. This blog to me is merely a reflection of what is going on in my life and my thoughts from time to time. My friends know that, and they come to me if they have something to say from these words that I write out and post on the world wide web. I want to be able to show my cards and explain to you if you have a problem or offense.
Why would someone put themselves out there and say some really nasty things to me that are only trying to bring me down without having any contact or want to contact me? What makes a person do that? I'm not sure. If someone takes offense to what I say they should come to me straight away and find out about me before making judgement calls. Life works that way. You don't shy away from confrontation if it is needed to resolve things. Yeah, whoever it was that said some things on my past blog; it hurt, it really sucked. So good for them! I'd like to know if they feel really proud now because I never got to respond to their comments.
It is my personal belief that people should never make others look bad just to make themself look good. Life and people are too good, time is too precious, and friends are too few to be hurting each other.

bitirmiş miydi kadın?

ve bugün şöyle geçer..

Utanmak nedir ki dedi dost, “güvenmemektir kendine” tümcesi akabinde. “Erdemli olmayı sağlar” savunmasını fırlattı hemen mekanimamız. Sonra bir avuç sözle uyuşturduk beyinlerimizi, sevgiliye okunacak akşamların özlemiyle.

-Ne demişti adam?
-Sen benim düşündüğümsün.
-Nasıl bitirmişti adam?
-Gerçek olmadın. Olamadın.

Sen benim düşündüğüm gibi olmayabilirsin korkusuyla bakamadım ki senden tarafa. Bu, ürkekliğime biçebildiğim en güzel kaftan olsa gerek. Ürkekliğim bu kaftanı yanından ayırmazdı, zira bir kahramanın sevgisine en çok kaftan yaraşırdı.

-Ne demişti adam?
-Ben senin gözlerinsiz edemem, bilirsin.
-Nasıl bitirmişti adam?
-Biliyorum, sana giden yollar kapalı.

Senin çöplüğüne uzanan yolların sonunda bir duvara toslamak korkusuyla çıkamadım ki yoluna. Senin temizliğinde başka ellerin sağlıksız temasları vardır korkusuyla…

(Bu tümce sonunu görmemeli.Utanmamalı beklenen finali yaşadığında.Kesilip atılmalı ürkek tavrımla.)

-Ne demişti adam?
-Ne işi var, bir elin senin saçınla, benim hayalimde?
-Nasıl bitirmişti kadın?
-…
-Nasıl bitirmişti kadın?
-…
-Bitirmiş miydi kadın?
-…
-Nasıl bitirmişti adam?
-Korkudan gözlerim sislenir

biz,siz,o diyorum.ama yanılıyorum.Affet Allah'ım.


Sınava 2 gün kaldı.Saatleri sayma lüksüm yok. Heyecan ise yüksek dozda değil.Dedi n'haber?dedim iyidir.dedi ee dedi.dedim ne dedi.kim ne ve neyi dedi.dedi kim ne gibi ne dedi dedi.Çakma cem olmaktan vazgeçin arkadaş sıfatında ki beybiler.ben bir numara değilim.kısayollardan çıktık bakalım.yatık dedi,yayınla dedi,kaydet dedi,taslak dedi. abooow, kalın dedi ! bu kötü haber. tekno denen asrın müziğini dinlemek bazen iyi geliyor kalabalık arasında yürürken. hoşum.boş'olun.koşun.saylangoz mahallesi lan burası :D iyi akşamlar.

sadece'seddace

Bazen bir cümlede virgül koymak için yer arar ama cümleyi bir türlü bölemezsin ya..işte öyle bir şeydik senle ben...Sadece nokta kondu bize.

puştluk?

Puştluk; bitmesine iki dakika kalan diziyi reklamla kesmektir

seeen

(Telefon) +Önce sen kapat. -Ya hayıır aşkım, sen kapat önce. +Kapat bebeğim sen. (Twitter) +Mentionları önce sen sil. -Hayır önce seeeen.

ow

kanımdaki barut filmi izlenmeye değer. piyes abimize selamlar.

overkill..

eternal tears of sorrow..