29 Ağustos 2010

10 bin 100 baloncuk (Ağlama palyaço)

Yalnızlığımı düğümlüyorum şimdi ayağıma.. Çözülmemecesine bağlıyorum.. Sıkıyorum..
Ayaklarım acıyor. Yüreğime benzetiyorum sonra.. Sıktıkça acıyor!
Birbirine dolaşıyor ayaklarım. Düşe kalka yürümeye çalışıyorum.Olmuyor!
Düşüyorum da, düştüğüm yerden kalkamıyorum aslında.. Gittikçe batıyorum..Canım acıyor..
Ayaklarım dolanıyor..Yüreğim susuyor..
Biliyorum.. Hoşuna gidiyor canımı acıtmak.
Biliyorum.. Büyük haz duyuyorsun.
Biliyorum.. Sen duygusuzsun!
Görmüyorum! Duymuyorum! Lanet olasıca.. YOKSUN!!
İsyan etmek istemiyorum artık. Ben böylede yaşayabilirim aslında. Neden olmasınki?!.. Diye düşünüyorum ama..Sadece düşünmekle yetiniyorum aslında...
Biliyorum.. Yaşamalıyım herşeye inat.
Biliyorum.. Hayat ben varsam var.
Kukla gibi oynatıyo beni hayat. Sürükleniyorum ordan oraya.. Dolanıyorum etrafında. Farkında bile değilsin! Umrunda değilmişim oysa.. Diyorumki artık; sende umrumda değilsin aslında...
Oynatıyorlar beni!! Karşı gelemiyorum oyunlara!
Yoruldum artık... Bitsin savaşlar.. BİT artık!! Lanet olasıca...
Ters düz olmuşum umrunuzda değil. Beni bilen bilir zaten. Dert etmiyorum kendime beni anlamamanızı..
Ben kendime yeterim. Ben, kendim için varım zaten..
Oysaki düşüncelerim farklıydı benim.. Ne kadar değişiyormuş insan.. Yaş ilerledikçe düşüncelerde değişiyormuş.. Büyüdükçe anlıyor insan..
Böylesi en güzeli belkide..Ters düz yaşıyorum hayatı...Kaybettiğim zamanı...
Ağlıyorum.. Eskiden senin için ağlamış olmama
Ağlıyorum.. Hiçbir şeyi haketmediğin halde, sana değer vermeme
Ağlıyorum.. Hayatımı yaşamak varken, sessizliğe çekilmeme....
Hiçbirşey için değmezmiş oysaki.. Ağlarken anlıyorum. Sen değmezsin..Yaşlarım değmez..
Hayatımı senin yüzünden zehir etmeme değmez.. Artık eski ben'le karşı karşıyasın.
Üzülsemmi, sevinsemmi bilemiyorum.. Ama bence en mantıklısı bu...
Ellerimle tutuyorum artık hayatı...
Yakalamaya çalışıyorum, zindan ettiğim zamanı..
Artık herşey farklı olucak.. Eski ben'le karşı karşıyasın..
İster ağla, ister sevin; Sana inat yaşayacağım bu hayatı.....

Ne sanıyosun sen hayatı pembe bir elbise mi ?
Bıkmadın mı etrafa
Pembe gözlüklerle bakmaktan
Ya da polyannacılık oynamaktan?
Geçmiyor işte acılar
Kaç kez anlatıcam sana?
Bu işler internet bağlantısına benzer.
Bir koparsa kalırsın ortada !
Ne o küçük hanım niçin bu yaşlar?


Ağlama palyaço makyajın akar...

#Abbhud Ozbay.

25 Ağustos 2010

Jiletli Köyün İntihar Palyaçosu

Rulo yapılmış bir gazete ile tuvalet eğitimi almamış kadınlar girdi hep hayatıma. Şans işte! Ya kalbime sıçtılar ya da ağzıma..

Sanatçı katildir. Bazı şarkılar sırf intihara eşlik etmesi için söylenir, bazı şiirler kesici alet olarak yazılır, bazı resimler doğaçlama ölüm senaryoları üretebilmek için mükemmel bir tetikleyicidir. Tek bacaklı korsanların hayallerinin peşinden koşması kadar yorucudur yaşamaya çalışmak. Yapılan onca faulü görürken tanrı, mağlubiyet süzülür semalarımızda. Ve pike yapar hayal ettiklerimizin tam ortasına. Kim öldü? Kim sağ? Belli değil. Toz bulutu gitsin bir, bir kan serpip ortalığa tozu bastıralım, öğreneceğiz... Akşam ezanından sonra eve gittiğim zaman tokat atarken annem bana, “Üstün başın yine aşk” dedi. “Hayır” dedim. “Ayrılıkla evcilik oynadık biraz, pisini gösterdi, korktum, kan kustum!”

Kaçtım evden. Kaçtım çocukluğuma. Kaçmak heyecan vericiydi. Kaçmak, geride kalanlara hüzün vericiydi, akıl edemedim. Sen de şimdi çocukluğuna mı kaçıyorsun? Geride kalan kendisi olunca insan, kaçmanın hüzün verdiğini anlıyor, kaçmanın çeşitli ölümlere gebe, şarkıların, şiirlerin ne kadar da tehlikeli olduğunu, kaçmanın bir surete bürünüp jilet halinde üzerine saldırdığını biliyor, kaçmak bazen de örülü urgan olabiliyor. Urgan, beyaz bir kefenin üzerinde çok şık durabiliyor eğer üzerine darağacı kokusu sürüldüyse.

İnsanların aptalca umutlara kapılıp, yaşamak isteğinin gözlerinden aktığı bir coğrafyada yapayalnızdım. Yalancı kimdi? Gerçek kimindi ya da neydi? Ölümle yaşam arasındaki o bahsettikleri ince çizgi ne renkti? Acı neydi, hüzün neydi, sevinmek neydi, yaşamak neydi?

Bir vardı, bir yoktu ve bir kez daha yok oldu. Zaman kavramının önemli olmadığı bir dilimde yosmalar aşık rolünde, aşk barbar bir kavimde ihtiyar heyetindeyken ve ben annemin beşiğinde otuzbir çekip, geleceğimi lime lime doğrarken ülkenin birinde bir adam vardı. Umutla yaşamaya çalışan...

Günlerden birgün coğrafyanın bütün evlerine hüzün dolmuştu ve adamın bütün hücrelerine aşk... Sabahları yalnızlığın koynunda uyanıyordu, akşam yatarken yalnızlığın koynuna giriyordu, öğlen yemek yerken yalnızlık yiyip içiyordu. Ve gece, daha bir sertleşiyordu artık yalnızlığın erekte halinde. İntihar kokuyordu adam, ölüm soluyordu... Ne yapacağını şaşırmış bir halde tanrısına yalvarıyordu. Cevapsız bırakılarak yoruluyordu adam. Böylece “münzevi” kalmıştı adamın adı. Umutları da, hücreleri de bıkmıştı bu durumdan....

Birgün coğrafyaya bir kadın geldi. Ve adama, “Eğer bana kalbini verirsen bütün intiharlarını siler, bütün hüzünlerinin belini kırarım.” Dedi... Adam sevindi, ruhunu çıkartıp kadının omuzlarına astı ve kalbini boynuna... Kadın, adamı göğsüne bastırdı... Bastırdıkça bütün hüzünler nefessiz kaldı, boğuldu. Şüphesiz bir soykırımdı bu. Görünen aşktı ama arkaplanda kusursuz bir katliam vardı. Acı, çığlık attıkça kadın daha da bir bastırdı göğsüne adamı.

Yükseldiler. Yükseldiler göğün derinliklerine. Adam sersemlemişti. Ayaklarının yerden kesildiğinin farkına varamadı. Ve acının yanında düşlerinin de emildiğini... Gün geldi ve kadın adamı bulutlardan aşağı bıraktı. Adam biraz kanadı ama temelinde palyaçoluk vardı, ağlayamazdı. Palyaço işte, çıkar rolünü keser ya da bileklerini. Coğrafyayı intiharlar bastı zamansız ve adam kandırılmıştı. Eğer ölürse tekrardan jilet olarak dünyaya gelecekti. Ve kesecekti bütün geçmişi. Gelecekle birlikte.

Kadına gitti adamın palyaço arkadaşları. Pek oralı olmadı kadın çaldığı düşleri iştahla yerken.


Adam bir parça daha kırıldı. Bir parça daha sardı kendini yalnızlığa. Ve ucu kırık bir jiletle karanlığa çıkan bir yola daldı...


Gökten üç jilet düşmüş. Bileklerinizi sıyırmayın boşuna, hepsi adamın..dde'dir.

#Abbhud Ozbay.

21 Ağustos 2010

Mavi Gözlü Junkie'm Benim


Melodilerin katil, notaların kesici alet olduğunu bana neden söylemediniz? Etimi çizik çizik eden bu keman da neyin nesi? Ya bu klarnet, kulaklarımı kopartan?

Geceleri tanrıyla konuşurken yani dua ederken hep sesimi yükseltirdim. Bu yüzden ev sahibiyle 46. kavgamızda beni evden attı. Artık çöplere atılan boş şarap şişelerinin içinde yaşıyorum. Okşarsan dışarı kaçarım. Okşama, bırak! Buradan yalnızlığa sesleniyorum işaret fişeğiyle, nerde bu cinnet? Nerde bu jilet? Konuşamam. Konuşmak için ne zaman ağzımı açsam, içimden junkieler fışkırıyor İstanbul’un en orospu çocuğu sokaklarına. Ağzımdan junkie fışkırırsa, daktilo bozulur hep ya da mürekkep biter olmadı kalem tükenir. Bir arıza olur hep. Bende bileklerimi keser, kanımla yazarım ayetlerimi. Ağzımdan fışkıran junkielerden herhangi biri mavi gözlüyse, dünyanın düzeni değişir, kimyam değişir, metabolizmam atlarla yarışır, darağaçları olgun cesetlere gebe kalır, bilekler jiletlerden hamile... Gitme... Gitme oraya mavi gözlü junkie... Gitme... Ben zamanında gitmiştim senin yerine de. Karanlık tünelin sonunda iğneli mezar taşları var hep. Gazetelerin ekonomi sayfalarında bu sıralar en meşhur haber şu; ‘Jilet satış oranları aşık olan nüfusa doğru orantıda.” Jilet işine mi girsek baba? Aşktan kazanamadık bari jiletten vuralım parayı. İntihar evleri, Ölüm kampları açarız oradan kazandığımızla! Üzgünüm, Robert De Nero’ya oynatacak kadar değerli bir hayatım olmadı, hüzünlü şarkıları New York’lar da aramaya da gerek yok.

Kurtçuklar! Siktir olup gidin çıplak tenimden, yeter kemirdiğiniz ve iffetli bir cesetim ben. Anama göstermemişim götümü, siz mi yiyeceksiniz ulan? Birkaç gram daha Âdem baba, yalvarırım birkaç line kokain daha. Söz veriyorum söylemem Havva anama.

Yalnızlık çok garip bir olgu ya da bir his. Her ne boksa. Efendi, uslu şarap şişemde oturuyordum oysa. Nereden çıktı, nereden geldi bilmiyorum. Birgün yüzümü kesiyordum kırık aynanın karşısında, bir baktım ki arkamdan dikizliyor beni, çırılçıplak tenimi. Dedim “Ne bakıyorsun ulan.” Tam bıçağımı çıkartıp üzerine atlıyordum ki alnımı delip geçti bir melodik keman. Öldüm.


Biz tükeniriz. Sezen Aksu şarkı yapmaz bize. Biz tükeniriz. Şarkılarla değil ama uyuşturucuyla. Haberin ola...

//Abbhud Ozbay.

13 Ağustos 2010

O'na Dair Boyalı Sözler


Basınçlı kutular gibi sıkıştırılmış hayatlar arasında geçiyor ömrüm. Yüzüme buhranlar damlıyor gökyüzünün gözlerinden. Amorti avuntular vuruyor biletlerime oynadığım her şans oyunundan. Kırılan bütün umutlarımıı bir esrar nefesinden çıkan gri buğunun sırtına yükleyip gönderiyorum tanrıya, yenisini iade etsin diye. İzlediğim her gösteride tavşanlar sıkışıp kalıyor sihirbazın şapkasında. Donmuş kiraz dallarına ayrı bir motif işliyor kan, katanalarla doğrarken çocuklukluğumu. Birçok insanla aynı ı rahimden düşmedik fakat aynı yerlerden düştük, aynı acılarla seviştik, aynı yalnızlıklarla yuvarlanıyoruz tepetaklak. Toplu yangın terapilerine katılıyorum, kanıyorum, kanıyorum, kanıyorum... Partisini kursam, iktidarı sallayabilecek kapasitede acı sahibiyim. Alkol alamıyorum, sigara içiyorum, dibe vurmuş şekilde yaşıyorum. Köşebaşlarında takılan serserilerden tek farkım, yalnızlığımı şiirlerle bastırmak, biraz daha süslü kelimelerle ifade edebilmek. Aslında arabesk yaşam sürüyorum. Belki sürülüyorum çorak bir tarlada, acımasızca! Tanımadığım hüzünler ‘saban’lar koşmuşlar ardımıa, götümden ter akıta akıta koşuyorum. Sabırdan dem vuruyorum her dem, en demli hüzünlerde ayık gezemeyecek kadar insanım. Güzel kızları pembe kaka yapıyor diye düşlüyorum. Kibar olmayı, centilmen olmayı sıfır beden kelime kalıplarına indirgeyebilecek insanlar en büyük düşmanımdır. Savaşta ölen çocuklara Starbucks’larda oturup şiirler yazabilecek kadar duygulu, mastürbasyon sonrasında pişmanlık duyup ‘keşke’ diyebilecek kadar naif insanları testereyle doğramak isteyecek kadar naifim.

Aslında suçum yok, insan olmayı yine insanlardan öğrendim. Küçükken cebime harçlık diye riya doldurdular, ‘yemezsen arkandan ağlar’ diye yalan tehditlerle bastırdılar midemi. Kan öğrendim atalarımızdan, birileri tevazu diye bağırırken, öfke kokuyordu nefesi, ardında birikmiş ceset tepeleri... İki arada bir derede kaldım hep, kapalıçarşı esnafları gibi her koluma yapışan bir tarafa çekiştirdi, sündüm, saldım kendimi. Ruh yalanları boşaltıp, doldurmaya başladığında gerçekleri, kimse dokunmadı. Bu sefer de ortada kaldım bomboş, kimileri itekledi anarşist diye, kimileri ‘din’ tüccarlığı yapıp, peygamberlik tasladı, aforoz etti. Umutsuz görünen, dibe vurmuş ve bataklıkta yaşıyorum En dipte! Umutlarımı en mahrem yerlerimde hatta götüme soktum, orada saklıyorum. Belki bir gün bataklık kuruyabilir? -Hassiktir diyorum bu son söylediğim yalana da, hahaha haassiktir. Umudunuz varsa, uzak durun benden. Gözlerimi kör ediyor.


/Abbhud Ozbay/Dedde'm

11 Ağustos 2010

Morfinsiz Çekilen Düş Sancıları'm


Kumar oynayalım dedim ona, aşkına... Kalbimi çıkartıp koydum masaya. Hile yapıyordu. Kırıldım ama sesimi çıkartmadım boğazımdan. Masadan kalkıp gitmeye yeltendim. İçimden yalvarıyordum arkamdan gelip beni durdursun diye. Masadan benimle kalkan tek şey ayrılıktı. Kasaba meydanında beni asarlarken fark ettim.../

Gittin ya. İşine karışmak gibi olmasın tanrının ama kıyamet biraz erken kopsa. Ellerim soğumadan, gittiğini anlayamadan düşsem bir zebaninin ateşten koynuna, yansam. Avunur muyum ki?//

Sobalı bir banyoda bilekleri kesik halde bulun beni, gri bir kış ayının herhangi bir Cuma günü. Cuma ihanet gibi suç yüklü, Cuma yüzüm gibi hüzünlü. Kesiklerimi göstermeyin sevgilime ya da kapıya çarptı deyin bileklerini, üzülmesin çok, kanar cesedin gözleri...//

Umut fakiri bu coğrafyada gözlerin gerekliydi. Gözlerin bir parça su gibiydi, bir dilim ekmek. Gözlerin çok zaruriydi. Yüzünü çevirmeseydin eğer bir sürü ceset dirilecekti...//

Tutmadı hiçbir masal havada asılı kalan elini palyaçonun.
Palyaço kırıldı.
“Gitme” dedi masala, “o tarafa gitme.”
Masal bu, dinler mi hiç?
Gitti...
...Bombalar patladı, bacakları koptu masalın.
Ağladı palyaço;
‘Bir masal daha masanın üzerinde yarım kaldı kanlar içinde’ diye bağırdı.
Eve gitti palyaço.
Bombaların, cesetlerin üzerine basmadan.
Canına bir kalp kırığı battı, bir daha ağladı.
Bir daha...
Makyajı aktı.
Sandıkta zula yaptığı bütün masalları yaktı palyaço.
Bir kısmını da paslı jiletlerle lime lime doğradı.
Ağladı yine.
Ağladı.
Dilini de kesti palyaço, dinini de.
Ondan sonra ne kimseyle konuştu ne de kimseye inandı...
Vallahi bak, inanmazsan rafta duran intihara sor. :/

Bazen de aşık olurum ben. Kutsal adamlar gibi dolanırım ortalarda sırtımda, alnımda mühür falan olmaz ama eritip gözlerini, kalbimin üzerine damlatırım sevgilimin. Bu da benim mührüm. Yok ulan yok, peygamber falan değilim. Ama peygamber de olsam bir Elf’e aşık olabilirdim. Sahi bence tanrının kutsal adamlarından biri de seni görse aşık olurmuydu? , onlar da insan sonuçta her ne kadar kutsal adamlar olsalar da. Boynuma tabelalar asarım ‘cenaze dolayısı ile kapalıyız’ diye aşık olunca şakasına. Sonra şaka kaka olur o ayrı bir vak’a. Annem bana kızar ‘yapma oğlum öyle şaka.’ Babam da kızar gibi yapar ama öldürdüm ya hani pek hırıltılı çıkar sesi, anlamamazlıktan gelirim. Tanrı bir şey demez. Bilmem niye ama demez işte. Doğrusunu o bilir sonuçta. Bende ona bir şey demem. Zaten diyemem. Ne diyeceğim ki tanrıya? Ama desem, nasılsın? İyi misin? Derdim. Hep ‘şunu ver, bunu ver’diyen azgınları duymaktan sıkılmıştır keza.
-Palyaço kaç ulan kaç, kendini kurtar. Ben aşkı oyalarım.



Hani Orhan Veli diyor ya; ‘Bedava yaşıyoruz, bedava.’ Ah be usta, neresi bedava? Tütün para, rakı para, şarap para. Bir tek terk edilmek bedava..


Ben onu harbi sevmeye başardım yaşlı taş çocuk.Bu soru hep merak bekleyen cevabımdı.Aşk ; tek hece ve tek dize mısradır .
Gizlice girip ,göstere göstere gitmektir.
İki farklı gözün,dudağın ve aklın tek bir ortak noktasıdır .
Ya da bilmiyorum Aşk ; belki de sadece sigara bağımlılığı gibidir.
Öyle midir ?


Başın sağ olsun Clementine, ucu kırık bir umudu saplayıp kalbine ölmüşsün. Sen eskiden de böyleydin, esmerliğine indirgediğim bütün kutsal kelimeleri parça parça ederdin. ‘Shocking Blues’ çalardı, sen teybi kırardın. Oysa dans etmemiz gerekirdi mor kanatlı periler gibi.Placebo bile dinledim seni hayal etmek adına.

#Abbhud Ozbay (i.m.s'e sesleniş)

10 Ağustos 2010

...Hayır O Superman Değil


Sizlere yüksek tepelerden megafonla seslenenler size yardım ettiklerini söylerler . Sizin için var olduklarını söylerler . İnanmayın . Sorun onlara : ''Bize yardım edeceksen bizden yüksekte ne işin var ? Ayrıca biz sağır mıyız megafona ihtiyaç duyuyorsun ? ''.Eğer yanınıza gelirlerse ellerine bakın . Düz , parlak ve pürrüzsüz eller,size sadece temizliği öğretebilir . Gelişmek için kirlenmek gerek .

#Abbhud Ozbay

9 Ağustos 2010

Picasso Kadar Usta Bir Ressam.


Uzak diyarlara yolculuğa çıkmış bir gezginin sahipsiz kalan cümlelerine eşlik etmeye karar verdim bu gece.Yıldızları gökyüzünden çalıp,saçımı topladıktan sonra toka niyetine kullanacağım.Pencere kenarına taşıdım yatağımı,maksadımı aşan şarkıları dillendirebilmek için.Yanımda sehpa,sehpanın üstünde kahve,kahvem sütlü,sütüm marketten değil.Bir paket sigara.Kül tablası ve resmimiz.Aile saadetimizi yansıtan,Picasso kadar usta bir ressamın fırçasından çıkmayı başarabilmiş renklerin tablosu var duvar da.Bir de koynum da boylu boyunca uzanan kediye benzettiğim,nankör yalnızlığım..

Abbhud Ozbay 2009'

8 Ağustos 2010


Adını çekmecemde saklıyorum bir zarfın içerisinde.
Dedikleri gibi sarardın,sarardım sonbahar yalnızlığımda.
Sigaramın küllerinde kokuyor mevsimlerin .
Kifayetsiz kalıyor , susuyor kelimelerim.

#Abbhud Ozbay.

6 Ağustos 2010

Bira Şişenin Yırtılan Kağıdında Adını Koklamak


Senin kaybolma ihtimalini hiç düşünmedim bre kadın / Nereden bilirdim gelen ilk vapura binip gideceğini / Nereden bilirdim , beni bu ıssız adada yalnız bırakacağını / ... sorarım sana gittiğin topraklarda benim gibi domates yetiştirebilen biri çıktı mı karşına ?

Arsız bir aşka tutulmuş gibi nefes alıyor ciğerlerim bre kadın / Nereden bilirdim kayan her yıldızda geri dönmeni dileyeceğimi / Nereden bilirdim , beni bu ıssız karanlık gökyüzüyle başabaşa bırakacağını / ...sorarım sana gittiğin toprakların gecelerinde benim gibi masallar anlatabilen biri çıktı mı karşına ?

#Abbhud Ozbay

5 Ağustos 2010

Budur olay!

-Götürsene beni de Çanakkale'ye
-Çanakkale'den geçmiyoruz baba, geçmiyoruz.
-Çanakkale geçilmez zaten oğlum.

4 Ağustos 2010

Evet/Hayır


- Sana bir soru soracağım. Evet dersen sana 100 dolar borcum olacak, hayır dersen sen bana 100 dolar borclanacaksın.
-Tamam sor.
- Bana 100 dolar borç verir misin ?