19 Haziran 2010

Periler ölürken özür diler.

eski caz cinayetinden beri suçsuz tutsağım
kaç şüpheye ikram edilerek üzüldüm üzüldüm
mü ay erir de akardı dünyaya tutunup,
karnı doyan cin artık çocuklara masal olurdu.
karnı doyan cin artık çocuklara engel olurdu.
bir postacı gibi gelirdi gece boş bulunup
kötü haberler yazardı mektuplarda imzasız, ürkütücü
fazlaca bizden ve fazlaca esaretten sözeden
keşfettiği toprak kendisinden daha fazla ilgi çeken
fakir bir kaşiftim o dönmedolap kentinde:
ilk cin, içi hava dolu ağır vücutlar yükselirken
içi sonbahar dolu bir sevgili gibi karama vururdu!
yüzümü bir kez sır verdiğim ayna ah ayna
yüzümü alıp nehre kaçardı, nehir aynada kururdu!

yalandı küçük çocukları kandırıp benim yediğim
eğer yüzüyorsam yalnızca derilerini
üşüyeceklerse bir vedada
iyi üşüsünler diyedir!


küçük İskender !

Hayâle Sunulan Bir Söz

Bu ağaç beni kederlendiriyor.
Unutulmuş bir İstanbul köşesindeyim.
Hani nöbet tutan bir askerin
Günboyu şehrin metrûk bir köşesini
Ezbere bildiği gibi.
Her insan bir telâştır,
Her araba bir yorum tellâlı...
Kuşlar unutulan köşeleri severler;
Çünkü sevmenin anlamını
Elbette bizden daha iyi bilirler.

Ötüştüler ve durmadılar hiç.
Bankın tahtalarında unutkan izler...
Her şey öyle bir temâyül ile
Ve öylesi bir heyecanla birarada ki!
Parça değilim, bütün olamıyorum.

Hayâl uçuyor, görüyorum.
Çok derin yalnızlar,
Kim dahasını çeker bilmiyorum.
Deniz dumanı orada,
Martı kanadı orada,
Sağır çanlar orada...
Hepimiz birbirimizi görmezden
Ve bilmezden gelmekle yükümlü...

Az sonra sabır, beni kaldırıyor.
Uzatıyor adımlarımı göğün boşluğuna.
Salınıyorum, sessizim.
Sanki yürürken bile bekler gibiyim:
Ne zaman hantal duygularım diner;
Ne zamandır hayâlime sözüm benim?

Fatih Öztoprak

Leylâ "Mecnûn" Olunca Sever

Bize hüzün gelmiş geçiyor...
Sorulan her şey yeniden aynılaşırken.

Şairdik.
Günahımız buydu.
Biz çekirdeklere özgürlük bağışlardık.
Sonsuz bahçelerdeydi adımlarımız.
Gülün uğruna gece uykusunu fedâ edip
Sana akardık ikimiz...
Adına "Leylâ" demiştik.
İkimiz de Mecnûn olup
Öyle sevmiştik...

Bir başka yönün vardı senin.
Kaç yıl oluyor,
Ömür tohumlarımı
Zehirli pınarlarla beslemiştin?
Şimdi enis bir hâlde gibi
Bana "Mecnûn" kimdir
Anlatma derdindesin...

Susmakla Bitmiyor Se(n)ssizlik

Eksik bir gece yarısı
aklımdan sarkıp da tenine
bağırdım:
– dokunma artık gözlerime
gözlerini bende bırakır gibi..

Ağlasaydım belki bu kadar kurak olmazdı yağmur.
Sağanak halinde yaslanabilirdim intihara..
(bir neden aramıyorum)

Cevapların mı yarımdı?
Yoksa sorularım mı fazla?
Bilmiyorum.
Ama samimi değildi ellerin
ne zaman düşsem seninle aynı soğuğa..
-bir provokasyon gibi kaçıyordun ilk otobüsle sonra-

Ağlasaydım
arkamdan isminle çağıracaklar gibiydi beni,
benim lakabımdın sen
kod adımız çok acil bir veda.

Senin 'kal' demeye cesaretin yoktu,
çoktu oysa benim kalmak için sebebim.
Haklı olan kimdi? ne fark ederdi?
İlk hangimizin aklından geçti?
Bilmiyorum kim icat etti,
yüzümü kestirip atan çözümsüz o denklemi:
'bitti mi? '

'gitti mi acaba? ' diyerek uyandığım günlerden,
'gelir mi? ' diyerek uyanacağım günlere
bir geçişti
son telefon mesajın:
'altüst artık neresine dokunsam dudaklarının,
neresine dokunsan bir buzul eriyor
parmaklarımda..'

Sustum ben sadece inan..
Ben değildim
karşıdan karşıya geçerken bakışlarından,
bir kazada kaybolduğuna inanan.

(seninle kaç kişiydik bilmiyorum.
iki bazen,
genellikle bir olamayacak kadar tek.
evet bize
bu şiirlerin hiç biri
yetmeyecek..)

Şimdi, ben çok oldum sanırım
aslında sandığın kadar da sayılmam.
Hep daha azdım..
Bir nefes yetmezliği sesleniyorum sana.
Seni anlatabilecek bir cümle bile edemiyorum.
Prefabrik kafiyelerle süslendiriyorum yerçekimini.
Açık havada seni seninle aldatmanın
portatif kalp atışlarını yine sana bırakıyorum

Ben
hiç ağlamadım oysa.
Ağlasaydım emin olamazdın eminim
gerçekten ağlıyor muyum yoksa?

Ağlasaydım oysa,
ilk sen açardın şemsiyeni.
Sen, hep ilk bırakan
elektrikler gelince el fenerini.
Severdim ben oysa seslendirdiğin
kısa metraj hikayeleri.

Bilsem bu kaçıncı ihlalin?
Kemerini takmadın sanırım yine
yüreğinin.
Öpülür mü hiç tam da giderken?
Tam da bitti derken seslice sesime..
Az önce 'kal' deseydim senden önce,
az sonra benimle kalmış olur muydun ki?

Bilmiyorum inan.
Ben değildim zaten sevdiğini söylerken
cümlelerine toz kaçıran.

Ağlamadım hiç oysa.
Ağlasaydım bu kadar kurak olmazdı yağmur.

Ağlamama gerek var mıydı ki
yağmur yeterdi hep sana.

Beynimle kalbim arasında
bir işlem hatasıydı seni sevmek.
Ve ben
hiç sağlamasını yapamadım gözlerinin

b i r ö p ü c ü ğ ü n k ı r k g ü n h a t r ı v a r d ı r -

Gece susuyor
İstiareye çekilmiş sevgimiz yanıyor parmaklarında
Gece susuyor, anlasana !
Sevgini koynuma dolayıp çıkıyorum pencere kenarlarına
Ağlıyor, ağlıyor.. Anlatamıyorum !
Ölüm gibi, yaşamak hadisesinin ortasına düşmüşken korlarım
Burada bir gece yanardı susmadan
Dizlerime kadar batmışken dizelerine
Aşağılık koynunda erkeklerin sabahlamazdı annemin kadınlığı
Sözlerinin koynuna giriyorsam her gece
Gökyüzü parlıyor çarpım tablomuzun üzerinde
Dizlerime kadar batmışken göğsüne
Perdenin ardından akan adamlara bakıyor gözlerim
Parıltının hararetine aldanan çakıl taşlarının üzerinde düşünüyorsam seni
Unutma yağmurun hatrı var gözlerimde !
Susma gece susma !
sessizliğine teslim oluyor gülüşlerim
Kar kaplı sokaklarında tadı kalmıyor sonra .
Baştan ayağa battıysam çamuruna
bir öpücüğün kırk gün hatrı vardır sevgilim.

bukent!