20 Haziran 2010

O an farkına varırsın, akrep senmişsin

“ Mutluluğun tablosunu çizebilir misin Abidin”

Mutluluk tarifi mümkün olmayan sevinçlerdir… ninemin parmaklarında “ığ”la yün eğirmesidir… gülücüktür bazen, bazen sevginin kutsanmasıdır… bir çocuğun gözlerinde uçurtmadır, yüreği ğöğerir uçurtmanın kanatlarına… çocuksu gülüşlerdir mutluluk, kâh gülüş düşer kâh yükselir, bir tike simidin susamında erir…

An çocuklarının avuçlarının üfleyişinde başlar mutsuzluk… çöp taramalarında bir poşete gömer nefesini, bali kokar, tiner kokar… sonra nefes almaya başlar, gözler yuvalarından fırlamış, avuçlarında nefesinin kokusu açlık kokar, küf kokar, hasret kokar, anne kokar…

Kiminin her hücresi bilmem kaç rihter ölçeğiyle sarsılır, ölü soyar, ölüyü paklar, sonra da gömer gözlerini aynı mezara… terini siler sadece, terinde vefasızlık, terinde kahpe yaşanmışlıklar, tenini gömer terine…

Ve hayat başka duldalarda kesidini arar, suyun yol bulmasına benzer, su gider, hayat yaşanır, ardından hasret, sonrası… sonrası olmaz, kendi gözlerini kopyalar sevdasının gözbebeklerine, bir nifak tohumu gibi girer araya birileri, biri kör biri şaşı ve badem gözler kör olur, kör gözler bademleşir…

Dalgalar delirir belli belirsiz, her dalganın kıyıya vuruşu kemirir kaburgaları ve başlar belli belirsiz kıskançlıklar… lâvvv yürek yanar tutuşmaz, ten yanar “od”a dönüşmez… sonrası… sonrası yok, film kopar, kısa devre olur, düşler ya çalınır ya da ertelenir…

İki zıt kutup…
Biri zıplar, biri zırlar…

Aşk; kumla ateşin raksıdır… raksederse sevgi oluşur, kum erir, şekillenir cam oluşur, sevda olgunlaşır…

Biri sevgi, diğeri ihanet…
Çift başlı kartalın dinginliğindedir sevgi… tılsımlaşır, kutsanır, asude bir hayatta mutlu olur… ve tüm sevdalar kutsanmıştır aşk şarabıyla… o aşkın şarabının kudretiyle zıplar…

Biri zırlar…
Dost kırar, dost satar, dem yapar, demlenir, oturur çilingir sofrasında dostunu içer… sahte gülücükler yapay gözyaşlarıyla tenleri boyalar, yağmur yağar makyaj akar, maske düşer oyun biter… gömütü toprak değil, toprağı kimyasal, yağmuru asittir zehir-zıkkım…

Derler ki; tüm günahlar ihanetlerden doğar…

/ ihanet ahhh ihanet bedenimi kadavralar netameli aşklarla…/


Coşarsın senle coşar, düşersin tekmeler savurur… yele düşersin, yel savurur ele düşersin… sonrası dost kırıntıları şangur-şungur her parçan ayaklar altında… ezilirsin, posan köpek öldüren şarap şişelerine düşer, artık ne sevda kalmıştır ne ihanet… koklarlar ulan koklarlar nefesini avuçlarında!!!… serxoş olunca da dudaklar ezgileri dost diye sarar, şişeyle öpüşürsün öpüşe öpüşe tortunu içersin… sonra dönersin ne tarafa baksan salya sümük ölüler, etten kemik yığınları, urbasız ten, ne tenin elbisesi var, ne elbisenin teni, tüm aynalar arsız, can kuşun can sevdan paramparça, suretin silik, suretin eksik… düşersin…
Düşlerin kiralık
Düşlerin satılık
Düşlerin toprak ayartır…

Sonra her gece bir akrep düşer düşlerine… ne akrep senden hoşnut, ne sen akrepten… sonra akrep kendini sokar nokta nokta…
O an farkına varırsın, akrep senmişsin…