11 Ağustos 2010

Morfinsiz Çekilen Düş Sancıları'm


Kumar oynayalım dedim ona, aşkına... Kalbimi çıkartıp koydum masaya. Hile yapıyordu. Kırıldım ama sesimi çıkartmadım boğazımdan. Masadan kalkıp gitmeye yeltendim. İçimden yalvarıyordum arkamdan gelip beni durdursun diye. Masadan benimle kalkan tek şey ayrılıktı. Kasaba meydanında beni asarlarken fark ettim.../

Gittin ya. İşine karışmak gibi olmasın tanrının ama kıyamet biraz erken kopsa. Ellerim soğumadan, gittiğini anlayamadan düşsem bir zebaninin ateşten koynuna, yansam. Avunur muyum ki?//

Sobalı bir banyoda bilekleri kesik halde bulun beni, gri bir kış ayının herhangi bir Cuma günü. Cuma ihanet gibi suç yüklü, Cuma yüzüm gibi hüzünlü. Kesiklerimi göstermeyin sevgilime ya da kapıya çarptı deyin bileklerini, üzülmesin çok, kanar cesedin gözleri...//

Umut fakiri bu coğrafyada gözlerin gerekliydi. Gözlerin bir parça su gibiydi, bir dilim ekmek. Gözlerin çok zaruriydi. Yüzünü çevirmeseydin eğer bir sürü ceset dirilecekti...//

Tutmadı hiçbir masal havada asılı kalan elini palyaçonun.
Palyaço kırıldı.
“Gitme” dedi masala, “o tarafa gitme.”
Masal bu, dinler mi hiç?
Gitti...
...Bombalar patladı, bacakları koptu masalın.
Ağladı palyaço;
‘Bir masal daha masanın üzerinde yarım kaldı kanlar içinde’ diye bağırdı.
Eve gitti palyaço.
Bombaların, cesetlerin üzerine basmadan.
Canına bir kalp kırığı battı, bir daha ağladı.
Bir daha...
Makyajı aktı.
Sandıkta zula yaptığı bütün masalları yaktı palyaço.
Bir kısmını da paslı jiletlerle lime lime doğradı.
Ağladı yine.
Ağladı.
Dilini de kesti palyaço, dinini de.
Ondan sonra ne kimseyle konuştu ne de kimseye inandı...
Vallahi bak, inanmazsan rafta duran intihara sor. :/

Bazen de aşık olurum ben. Kutsal adamlar gibi dolanırım ortalarda sırtımda, alnımda mühür falan olmaz ama eritip gözlerini, kalbimin üzerine damlatırım sevgilimin. Bu da benim mührüm. Yok ulan yok, peygamber falan değilim. Ama peygamber de olsam bir Elf’e aşık olabilirdim. Sahi bence tanrının kutsal adamlarından biri de seni görse aşık olurmuydu? , onlar da insan sonuçta her ne kadar kutsal adamlar olsalar da. Boynuma tabelalar asarım ‘cenaze dolayısı ile kapalıyız’ diye aşık olunca şakasına. Sonra şaka kaka olur o ayrı bir vak’a. Annem bana kızar ‘yapma oğlum öyle şaka.’ Babam da kızar gibi yapar ama öldürdüm ya hani pek hırıltılı çıkar sesi, anlamamazlıktan gelirim. Tanrı bir şey demez. Bilmem niye ama demez işte. Doğrusunu o bilir sonuçta. Bende ona bir şey demem. Zaten diyemem. Ne diyeceğim ki tanrıya? Ama desem, nasılsın? İyi misin? Derdim. Hep ‘şunu ver, bunu ver’diyen azgınları duymaktan sıkılmıştır keza.
-Palyaço kaç ulan kaç, kendini kurtar. Ben aşkı oyalarım.



Hani Orhan Veli diyor ya; ‘Bedava yaşıyoruz, bedava.’ Ah be usta, neresi bedava? Tütün para, rakı para, şarap para. Bir tek terk edilmek bedava..


Ben onu harbi sevmeye başardım yaşlı taş çocuk.Bu soru hep merak bekleyen cevabımdı.Aşk ; tek hece ve tek dize mısradır .
Gizlice girip ,göstere göstere gitmektir.
İki farklı gözün,dudağın ve aklın tek bir ortak noktasıdır .
Ya da bilmiyorum Aşk ; belki de sadece sigara bağımlılığı gibidir.
Öyle midir ?


Başın sağ olsun Clementine, ucu kırık bir umudu saplayıp kalbine ölmüşsün. Sen eskiden de böyleydin, esmerliğine indirgediğim bütün kutsal kelimeleri parça parça ederdin. ‘Shocking Blues’ çalardı, sen teybi kırardın. Oysa dans etmemiz gerekirdi mor kanatlı periler gibi.Placebo bile dinledim seni hayal etmek adına.

#Abbhud Ozbay (i.m.s'e sesleniş)