10 Aralık 2011

Benim 20. baskım tükenmekte!

Yaşım başımı çelmekte.
Kısıtlar özgürlüğümü.
Yasaklar oyuncağımı.
Yirminci baskım bak tükenmekte.
İçim kan ağlarken dışım düğün dernekte.
Bir gözüm alçakta öbürü yüksekte.
Tez düşür beni tümsekten.
Keyif alamadım büyümekten.
Ölüme yürümekten emeklemeye hasretim !
Dokunulmazdım, hayal kurardım bir köşede.
Düşümle müzik yaptım attılar bir köşeye.
Bana varamaz, beni anlayamazlardı.
Kendi dünyaları dar diye.
Dışım bütün, içim bölük bölük bin parça…
Hayal kırıklarım yüzünden sürekli varsayımdayım.
Kandırırsın aldanıştayım. Kolayca sızabilirsin dayanıksız surlarımdan.

Surlarım, dayanıksız kalbime ispat.

Tedbirin adı; düşmanlık.
De ki ‘vicdansız’ de ki ‘taş’.
Bu ne haksız siftahtır !
Derim aşktır en belası…
Hayırlısı… Hayırsızı aman bırak uzak olsun.
Bakışın dayanıksız kalbimin idam cezasını verir.
Adın cellat mı ? Gerek istihkam, gerek aşk.
Bu sevgi değil küstahlık !
Sonum hüsrandır ya da siftahtır kaybedilenin aksine.

Kanın donar, yüzün düşer.

Sonra duyarsızlaşırsın.
Alışkanlık sanıp atıştırmalık yaşarsın aşkı.
Nerenle doyarsın sen ?
Ne boş bir boğazsın !
Sen bu bekarlıkla karıyı kolay boşarsın.
Sen hazımsızsın.
Geniş midende zafiyetlik…
Gözünde şehvet menüsü…
Kalbi kaplamış kibir ve kin.
Sen vekilisin kör şeytanın.
Kararttığın o sol yanında nefsin afiyetlik.
Hayıflandı aciz, yanılttı nefsi.
Bir tutam şer hayra vardı dili tutuldu şaşkınlıktan.
Kes artık sorgularını ne buldun ki sapkınlıkta.
Güvendiğin o maddiyatın bir gün olur ya ellerinde toz.
O zaman anlarsın ne ettiğini.
Kavrarsın ne ektiysen aynısını biçtiğini.
Yarım akıllı. Okuma martavalını !
Kanıtların yetmedi mi ? Yazık, inkar ettin gerçeğini…