11 Ağustos 2012

Aklımın Aryası

Hayalet flüt nefesimi çalıyorken benden... Neden Roza?! Neden tükeniyor ruhum ezginle? Bir de gün doğumları var sonra, minare minare bu manevi huzuru dolduran içime. Anılarımın imla hatalarıyla yazılmış olması neyi değiştirir? Daktilomun ayakları olsa, bir de aklı, onu kim ellerimin altında tutabilir? Bir köre gökkuşağı nasıl anlatılabilir? Fütürist kız çocuğunun Mayakovski’sini intihardan kim alıkoyabilir?

Bu paslı soru işaretlerinin çengeli kalbime batıyor. İdrak yolları iltihaplanmış beyinlerin tecavüzündeyim.Beni al Roza!


Işıklı şehirlerim olmadı benim.Ama hacıyatmazımı kırdığımdan beri gelişim gösteriyor hayal gücüm.Senli ve ışıklı şehirler resmediyorum.Paris oluyorum bazen, en romantik satırımda küfrediyorum.Kimi zaman Moskova’yım, isyankar umutlar depoluyor, yıkılıyorum. Ben dönüyorum, dünya duruyor. Benim de önemli olduğum diyarlar var elbet. Yalnızca ben göremiyorum.Beni gör Roza!


Aşk bir toplama kampıdır. Sermayedarlar elinizde avucunuzda ne kadar duygu varsa alıkoyarlar. Gaz odalarında umut yoktur. Soğuktan it gibi titrerken herhangi bir ülkenin herhangi bir diktasında, kaldırımların şâirane bir anlatıma sahip olma olasılığı da yoktur. Kısacası aşk yoksa, sanat yoktur.Varsın olmasın sanat... Aşk ol Roza!


Sen soykırımların çocuğusun, başını dik tut. Kimse kıramaz umudun soyunu. Nasıl anlamsızsa kitle halinde ölüme giderken birbirine sürtmesi ter kokan etlerin, şarjörünü hayallerine boşaltan gecenin de hayallerine giyotin giydirmesi o denli imkansızdır. Yalnızca güzel bir bahane türetilebilir bir geceden. Umudunu kaybetme Roza!


Ben özgürlüğümü savaşımda unuttum. Ama özündü ben doğuştan özgürüm ve öyle öleceğim. Ben, benim olan benliğim dahil herşeyi; istasyon köprülerini misal, sokak köpeklerini, şarkılı sesini, atlı karıncasını atsız prensin, çerez prensesini, adını dahi hatırlamadığım bütün aşk kitaplarını veya... kalbinde unuttum. Beni unutma Roza!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder